<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>AmatöRuH-Hiçbirşey Göründüğü Gibi Değildir !</title>
	<atom:link href="http://paradies.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://paradies.wordpress.com</link>
	<description>Hiçbirşey Göründüğü Gibi Değildir !</description>
	<lastBuildDate>Sat, 31 Oct 2009 17:28:29 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='paradies.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/45b4282bb3cd3ac44d51e404bbc0e765?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>AmatöRuH-Hiçbirşey Göründüğü Gibi Değildir !</title>
		<link>http://paradies.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>Hipofiz Nedir ?</title>
		<link>http://paradies.wordpress.com/2009/10/31/hipofiz-nedir/</link>
		<comments>http://paradies.wordpress.com/2009/10/31/hipofiz-nedir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 31 Oct 2009 17:28:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>paradies</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hipokrat Yemini]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sözlük]]></category>
		<category><![CDATA[hipofiz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://paradies.wordpress.com/?p=3417</guid>
		<description><![CDATA[
Hipofiz Bezi
       <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3417&subd=paradies&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.canlibilimi.com/images/hipofiz-bezi-nedir.jpg" alt="" /></p>
<p><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Hipofiz">Hipofiz Bezi</a></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/paradies.wordpress.com/3417/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/paradies.wordpress.com/3417/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/paradies.wordpress.com/3417/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/paradies.wordpress.com/3417/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/paradies.wordpress.com/3417/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/paradies.wordpress.com/3417/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/paradies.wordpress.com/3417/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/paradies.wordpress.com/3417/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/paradies.wordpress.com/3417/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/paradies.wordpress.com/3417/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3417&subd=paradies&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://paradies.wordpress.com/2009/10/31/hipofiz-nedir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/2ab71814df939667908e52dbf073473e?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">paradies</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.canlibilimi.com/images/hipofiz-bezi-nedir.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Kortizol Hormonumuza dikkat edelim</title>
		<link>http://paradies.wordpress.com/2009/10/30/kortizol-hormonumuza-dikkat-edelim/</link>
		<comments>http://paradies.wordpress.com/2009/10/30/kortizol-hormonumuza-dikkat-edelim/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 22:12:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>paradies</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Merak Ediyorum]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sözlük]]></category>
		<category><![CDATA[beslenme]]></category>
		<category><![CDATA[beyin]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<category><![CDATA[hormonlar]]></category>
		<category><![CDATA[kemal sayar]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[vücüdumuz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://paradies.wordpress.com/?p=3415</guid>
		<description><![CDATA[Az önce sırasıyla bir kaç ameliyat izledim. Her görüntüde Allahın bizleri nasıl kusursuz yarattığı ve insanoğlunun bile o kadar çabalamasına rağmen hâla çözemediği bir çok şey var . En basitinden doktorlar sadece bir alanda istisaslaşabiliyorlar , dahiliye bile kendi içinde cerrahlarıyla ayrılıyor değişik dallara , Ama öyle büyük bir nimete sahibiz ki gelin şimdi buradan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3415&subd=paradies&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p>Az önce sırasıyla bir kaç ameliyat izledim. Her görüntüde Allahın bizleri nasıl kusursuz yarattığı ve insanoğlunun bile o kadar çabalamasına rağmen hâla çözemediği bir çok şey var . En basitinden doktorlar sadece bir alanda istisaslaşabiliyorlar , dahiliye bile kendi içinde cerrahlarıyla ayrılıyor değişik dallara , Ama öyle büyük bir nimete sahibiz ki gelin şimdi buradan bir yazı ile başlayarak devam edelim .. Gecenin bu saatinde fazla uzatmak istemiyorum , yazıyıda okumayı pek halk olarak sevmeyiz ama siz bilirisiniz , yazması benden okuması sizden </p>
<blockquote><p><strong>Kemal Sayar</strong> Stres çemberi</p>
<p>Stresle başa çıkmaya çalışan insanlara ilk önerimiz stres çemberini kırmalarıdır. Her zaman başımıza her çeşit olay gelebilir. Planlarımız umduğumuz gibi gitmeyebilir, ilişkilerle ilgili sorunlarımız olabilir, araba kazası geçirebilir, ekonomik zorluklarla karşılaşabiliriz. Çok çalışıyor olabilir, çocuklarla sorun yaşıyor olabilir ya da sürekli &#8221;hızlı, daha hızlı&#8221; diyen rekabetçi ve yarışmacı bir toplulukta yaşıyor olabiliriz. Tüm bunlar stres etkenleridir ve stres hormonu kortizol seviyesini yükseltir, nörotransmitter seviyesini azaltırlar. Kortizol seviyesi arttıkça daha olumsuz düşünür, daha yorgun olur, daha fazla strese gireriz.</p></blockquote>
<p style="text-align:center;"><img class="aligncenter" src="http://img2.blogcu.com/images/m/e/d/medicalclinic/hipofiz1.jpg" alt="beyin" /></p>
<p><strong>Kortizol hormonu; ağrı, kaza, acı, yaralanma, enfeksiyon, aşırı sıcak, aşırı soğuk, alerji, oksijensiz kalmak, açlık, ateş yükselten faktörler gibi durumlara karşı insan bedeni içinde, birçok farklı cephede, insan için savaş verir.</strong></p>
<p>Kortizol hormonunun insan vücudunda o kadar çeşitli görevleri vardır ki, bu hormonu incelemeye başlamadan önce bir noktaya dikkat çekmek istiyoruz:<span id="more-3415"></span></p>
<p>Hormonun bir hücreyi harekete geçirmesi başlı başına bir mucizedir. Çünkü hormonun bir hücreye etki etmesi için, o hücrenin iç yapısında bulunan sistemleri harekete geçirmesi gereklidir. Bu da hormonun ya o hücrenin zarında bulunan bir algılayıcıya bağlanması ya da hücrenin içine girerek hücre içinde bulunan bir mekanizmaya doğrudan etki etmesi ile gerçekleşir. Ancak her iki durumda da, hormon molekülü etkileyeceği hücre için özel olarak tasarlanmış olmak zorundadır. Hormon molekülünün yapısındaki en küçük bir uyumsuzluk, hücreyi etkileyememesine neden olur. Bu yüzden hormon ile etkilediği hücrede bulunan reseptör (algılayıcı) molekül arasındaki ilişki anahtar ve kilit arasındaki ilişkiye benzemektedir.</p>
<p>Kortizol hormonunun etkileri incelendiği zaman karşımıza çok önemli bir gerçek çıkmaktadır. Allah insan vücudunda birçok güvenlik sistemi yaratmıştır. Birbirinden farklı bu güvenlik sistemlerinin her birini oluşturan hücrelerin içine, tek bir anahtar ile açılan kilitler koymuştur. Örneğin bu kilit bir kılcal damar hücresinin içinde olabildiği gibi, bir karaciğer hücresinin içinde de olabilir. Bu da farklı hücrelerin ortak bir amaç için aynı anda harekete geçirilebilmelerini sağlar. Şüphesiz bu, Allah&#8217;ın yaratma sanatının bir örneği olduğu gibi, aynı zamanda da evrim aldatmacasının iç yüzünü gösteren bir delil oluşturur. Çünkü farklı hücrelerin ortak bir amaç uğruna hareket etmek için programlanmış olmaları ve bu programı çalıştıran merkezi bir sistem bulunması, evrim teorisinin öne sürdüğü tesadüf masalının geçersizliğini bir kez daha gösterir.</p>
<p>Kortizol hormonu; ağrı, kaza, acı, yaralanma, enfeksiyon, aşırı sıcak, aşırı soğuk, alerji, iltihap, oksijensiz kalmak, açlık, ateş yükselten faktörler gibi durumlara karşı insan bedeni içinde savaş verir.</p>
<p>Kortizol hormonunun görevleri incelenirken unutulmaması gereken nokta şudur: Bu hormon şuursuz hücreler tarafından üretilir ve üretimi yapan hücreler bu hormonun nerede kullanılacağını asla bilemezler. Bu hücreler kortizolun savaştığı cephelerden hiçbir zaman şuurlu olarak haberdar olamazlar.</p>
<p>Şimdi böbrek üstü bezleri tarafından üretilen &#8220;kortizol&#8221; mucizesinin insan vücudundaki görevlerini ve Allah&#8217;ın muhteşem sanatının insan vücudunun detaylarında nasıl tecelli ettiğini görelim. Her aşamada kendi kendinize soracağınız &#8220;bu sistem tesadüfen var olabilir mi?&#8221; sorusu da, Allah&#8217;ın varlığını inkar eden evrim teorisinin çarpık mantığını size bir kez daha gösterecektir.</p>
<p><strong>Kortizol Hormonunun Görevleri</strong></p>
<p><strong>Yaralanmalara Karşı Önceden Önlem Alır</strong></p>
<p>Adrenalin hormonu insanı tehlike anı için hazırlarken, kortizol hormonu insan vücudunu tehlike sonrası muhtemel gelişmeler için hazırlar. Örneğin muhtemel bir yaralanma riskine karşı, önceden bir tedbir alır ve vücuttaki amino asitleri seferber eder. Bu amino asitler bir yaralanma olduğu anda, doku tamiri için kullanılacak olan hammaddelerdir.</p>
<p><strong>Yaralanma Esnasında Acı Hissini Azaltır</strong></p>
<p>Bazı insanların yaralandıkları anda ve yaralandıktan uzun bir süre sonrasına kadar acı hissetmemelerinin nedeni budur. Böylece insan yaralı olduğu halde savaşacak, kendisini koruyacak veya kaçabilecek güç bulur.</p>
<p>Acı hissinin iletimi sinir hücreleri vasıtasıyla olur. Kortizol üreten hücreler sinir hücrelerinin elektrik iletmelerini yavaşlatan ve kısmen durduran mekanizmayı nasıl bilmektedirler?</p>
<p><strong>Acil Durumlarda Yağ Ve Proteinleri Şekere Dönüştürür</strong></p>
<p>Vücut hücrelerinin ve beyin hücrelerinin beslenmek için şekere ihtiyaçları vardır. Beyin hücrelerinin sürekli ve ne pahasına olursa olsun şekerle beslenmesi gereklidir. Aksi takdirde insan kısa sürede ölebilir.</p>
<p>Açlık anında şeker elde edilecek besin bulunmadığı için kandaki şeker miktarı düşecektir. Bu durumda devreye kortizol girer ve vücudun şekersiz kalmasına izin vermez. Depo edilen yağ ve proteinlerin şekere dönüşmesini ve kan şekeri düzeyinin belirli sınırlar içinde kalmasını sağlar.</p>
<p>Şimdi şu cümleyi bir düşünelim: &#8220;Yağın şekere dönüştürülmesi veya proteinin şekere dönüştürülmesi.&#8221; Bu tip işlemlerden bahsedilirken tek bir cümle söylenip geçilir. Oysa yapılan işlem son derece zor ve karmaşık bir işlemdir. Bir madde başka bir maddeye dönüştürülmekte ve moleküler yapısı tamamen değişmektedir.</p>
<p>Eğer insanın önüne trilyonlarca kez büyütülmüş ve bir masa büyüklüğüne getirilmiş bir yağ molekülü veya protein molekülü konulsa ve kendisinden bu molekülü şeker molekülüne çevirmesi istense yapabileceği bir şey yoktur. Hangi atomun yerini hangisi ile değiştirmesi gerektiğini bilemez. Oysa hücrelerin içinde bu değişimi gerçekleştiren rafineriler vardır ve söz konusu değişim çok karmaşık işlemler sonucunda gerçekleştirilir. Kortizol hormonu işte bu işlemlerin seyrinin nasıl değiştirileceğini bilmektedir. Daha doğrusu kortizol hormonu bu değişimin başlamasını sağlayacak kilidi açacak tasarıma sahiptir. Öyleyse kortizol üreten hücreler, yağ-şeker veya protein-şeker dönüşümünü yapan sistemi çalıştıracak anahtarın şeklini nereden bilmektedirler?</p>
<p>CH<sub>3</sub>-(CH<sub>2</sub>)n-COOH (yağ molekülünün formülü) formülünü hangi işlemler sonucunda, CH<sub>2</sub>OH (şeker molekülünün formülü) formülüne nasıl dönüştürebileceğini nereden bilmektedir?</p>
<p><strong>Acil Durumlarda Beyin Ve Kalbin Beslenmesine Öncelik Verir</strong></p>
<p>Kortizol molekülleri acil durumda devreye girer ve vücut hücrelerinin şeker kullanımlarını azaltır. Ancak yine bir mucize görülür ve bu etkiyi beyin ve kalp gibi hayati organlarda göstermez. Adeta savaş anında seferberlik ilan edip, ekonomik kaynakların belirli bölgelere kaydırılması gibi, kortizol molekülleri beyin ve kalbin beslenmesine öncelik verir ve diğer doku hücrelerinin beslenmelerinde tasarrufa neden olurlar.</p>
<p>Kortizol molekülleri hangi hücrelerin daha hayati öneme sahip olduğunu nereden bilmektedirler? Bu önlemi hangi şuur ile almaktadırlar?</p>
<p><strong>Yüksek Ateşi Önlemek İçin İlgili Hormonun Üretilmesini Durdurur</strong></p>
<p>Ateş yükselmesi insan bedeninin hastalıkla savaşma belirtisidir ve insanı dinlenmeye ve yatmaya zorlar. Böylece vücudun ihtiyacı olan enerji yürümek, gezmek, çalışmak vs. gibi günlük işlere harcanmamış olur. Ateş yükselmesi hastalığın sebep olduğu bir yan etki değildir. Ateş, hastalıkla savaşta insanı dinlenmeye zorlamak için özel olarak ayarlanmış bir güvenlik önlemidir. Ateşin yükseltilmesi beynin &#8220;ateş merkezi&#8221; tarafından sağlanır. Beynin ateş merkezi de &#8216;IL-1&#8242; isimli bir madde tarafından harekete geçirilir.</p>
<p>Kortizol hormonunun bir başka mucizevi etkisi tehlikeli ateş durumunda ortaya çıkar. Kortizol hormonu diğer bütün işlevlerinin yanı sıra, tehlikeli ateşin durması için de tasarlanmıştır. İnsanın yüksek ateşten ölme tehlikesi ile karşılaştığı durumlarda kortizol devreye girer ve ateş merkezini aktive eden IL-1 maddesinin üretimini durdurarak ateşi düşürür.</p>
<p>Peki, kortizol IL-1 maddesinin ateşi yükselttiği ve yüksek ateşin insan için bir tehlike oluşturduğunu nasıl bilenebilir? IL-1 maddesinin nerede üretildiğini nasıl haber almış ve bu maddenin üretimini durdurmaya nasıl karar vermiştir?</p>
<p><strong>Damarların Kasılıp Büzülmelerini Düzenler</strong></p>
<p>Kan damarları sabit ve cansız borular değildir; bu damarların etraflarındaki kasların kasılabilmeleri ve gevşeyebilmeleri sayesinde damar çapları ihtiyaç doğrultusunda değişebilmektedir. Bu daralma emri de çeşitli hormonlar vasıtası ile damarlara ulaştırılmaktadır. Kortizol ise, damarları kasıcı büzücü faktörlere karşı damar cevaplarını düzenler ve acil durumlarda insana bir başka destek görevi görmüş olur.</p>
<p>Kortizol hormonu damar etrafında bulunan kasların kasılma sistemlerini nereden bilmektedir ki, bu sistemin kasıcı-büzücü faktörlere karşı cevap verme eylemlerini düzenleyebilmektedir?</p>
<p><strong>Suyun Hareketini Kontrol Eder</strong></p>
<p>Suyun gereksiz durumlarda- hücre içine girmesini engeller. Bu da kan hacminin korunması anlamına gelir. Bir kortizol molekülü suyun hücrelerin içine girme eğiliminde olduğunu nereden bilir? Bu suyu hücre dışında tutmak gerektiğine nasıl karar verir? Ve suyu dışarıda tutma yöntemlerini nereden bilebilir? Daha da önemlisi, suyun hücrenin dışında tutulması gereken zamanları nasıl tespit eder? Nasıl olur da her zaman değil de sadece gerektiğinde suyun hücreye girmesini engelleyecek bir anlayış ve şuura sahiptir?</p>
<p>İnsan hayatı için çok önemli olan bazı proteinlerin üretimini düzenler</p>
<p>Kortizol hormonu zor durumda kaldığınız zaman bütün ihtiyaçlarınızı ayrı ayrı düşünür. Kemik iliğinde hemoglobin, akyuvar ve trombosit yapımını artırıp, kan düzeylerini yükseltir.</p>
<p>Görüldüğü gibi, gözle görülemeyecek kadar küçük tek bir molekül, birçok özelliğe, yeteneğe ve sorumluluğa sahiptir. Bu molekülün bunları yerine getirebilmesi için tüm bu özelliklerle birlikte özel olarak tasarlanmış olması gerekir. Kortizol hormonunun tesadüfen bu niteliklere sahip olarak ortaya çıktığını iddia etmek, büyük bir cehalet ve mantıksızlıktır. Bu hormon, Allah&#8217;ın yaratmasındaki uyumun ve kusursuz tasarımın delillerinden sadece biridir. Allah bir ayetinde kullarına şöyle buyurur:</p>
<p><strong>Rabbim, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?</strong> (Enam Suresi, 80)</p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/paradies.wordpress.com/3415/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/paradies.wordpress.com/3415/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/paradies.wordpress.com/3415/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/paradies.wordpress.com/3415/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/paradies.wordpress.com/3415/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/paradies.wordpress.com/3415/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/paradies.wordpress.com/3415/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/paradies.wordpress.com/3415/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/paradies.wordpress.com/3415/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/paradies.wordpress.com/3415/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3415&subd=paradies&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://paradies.wordpress.com/2009/10/30/kortizol-hormonumuza-dikkat-edelim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/2ab71814df939667908e52dbf073473e?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">paradies</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://img2.blogcu.com/images/m/e/d/medicalclinic/hipofiz1.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">beyin</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kalem Güzeli</title>
		<link>http://paradies.wordpress.com/2009/10/27/kalem-guzeli/</link>
		<comments>http://paradies.wordpress.com/2009/10/27/kalem-guzeli/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 10:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>paradies</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran-ı Kerim]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür -Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Hat Sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[kalem güzeli]]></category>
		<category><![CDATA[Kaynak Eserler]]></category>
		<category><![CDATA[Meşhur Hattatlar]]></category>
		<category><![CDATA[Türk İslam Sanatları]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Medeniyeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://paradies.wordpress.com/?p=3411</guid>
		<description><![CDATA[
Kalem Güzeli &#8221; Türk Hat sanatı ve geleneksel Türk islam sanatları&#8221; üzerine kaynak eserler
İndir
       <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3411&subd=paradies&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://yolgecen.files.wordpress.com/2008/10/divani-ali-toy-bir-nefes-sihhat.jpg?w=160&#038;h=278" alt="" width="160" height="278" /></p>
<p>Kalem Güzeli &#8221; Türk Hat sanatı ve geleneksel Türk islam sanatları&#8221; üzerine kaynak eserler</p>
<p><a href="http://habermerkezi.wordpress.com/2009/08/19/kalem-guzeli-turk-hat-sanati-ve-geleneksel-turk-islam-sanatlari-uzerine-kaynak-eserler/">İndir</a></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/paradies.wordpress.com/3411/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/paradies.wordpress.com/3411/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/paradies.wordpress.com/3411/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/paradies.wordpress.com/3411/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/paradies.wordpress.com/3411/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/paradies.wordpress.com/3411/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/paradies.wordpress.com/3411/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/paradies.wordpress.com/3411/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/paradies.wordpress.com/3411/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/paradies.wordpress.com/3411/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3411&subd=paradies&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://paradies.wordpress.com/2009/10/27/kalem-guzeli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/2ab71814df939667908e52dbf073473e?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">paradies</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://yolgecen.files.wordpress.com/2008/10/divani-ali-toy-bir-nefes-sihhat.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Abdestteki Muhteşem Sır</title>
		<link>http://paradies.wordpress.com/2009/10/27/abdestteki-muhtesem-sir/</link>
		<comments>http://paradies.wordpress.com/2009/10/27/abdestteki-muhtesem-sir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Oct 2009 09:15:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>paradies</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mümin]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Namaz]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[abdest]]></category>
		<category><![CDATA[abdest nasıl alınır]]></category>
		<category><![CDATA[abdestli olmak]]></category>
		<category><![CDATA[dua]]></category>
		<category><![CDATA[korunmak]]></category>
		<category><![CDATA[İbadet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://paradies.wordpress.com/?p=3408</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Ey iman edenler! Namaza duracağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarinizi yıkayın.&#8221;

”Ey iman edenler! Namaza duracağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarinizi yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin. Hasta yahut yolculuk halinde iseniz, yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3408&subd=paradies&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>&#8220;Ey iman edenler! Namaza duracağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarinizi yıkayın.&#8221;</strong><br />
<img class="alignright" src="http://www.mucahidrehberi.com/wp-content/themes/Haberci/images/abdest2.jpg" alt="abdest" width="228" height="171" /><br />
”Ey iman edenler! Namaza duracağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarinizi yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin. Hasta yahut yolculuk halinde iseniz, yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin: yüzlerinizi ve ellerinizi ondan meshedin. Allah size zorluk çıkarmak istemez. Ancak sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredersiniz.”</p>
<p><strong>* </strong>Günlük hayatımızda, ellerimizin dokunmadığı yer, kapmadığı mikrop kalmıyor. İşte abdest alırken, el, yüz ve ayakları yıkamak, cilt hastalıkları ve iltihapları için en güzel bir korunmadır.</p>
<p><strong>*</strong> Solunum sistemimizin bekçiliğini yapan burnu yıkamakla, toz ve mikrop yığınlarının vücuda girmeleri önlenmiş olmaktadır.<span id="more-3408"></span></p>
<p><strong>*</strong> Yüzün yıkanması da cildi kuvvetlendirir, baştaki ağırlığı ve yorgunluğu hafifletir. Damarları ve sinirleri harekete geçirir. Devamlı abdest alanlar, ihtiyarlasalar bile yüzlerindeki güzelliklerinin gitmemesi bu yüzdendir.</p>
<p><strong>* </strong>Vücudumuzun normalde bir statik elektrik dengesi vardır. Bu elektriksel yük, öfke halinde normalin 4 katına, guslü gerektiren hallerde 12 katına çıkmaktadır. Günümüzde “Kızıl ötesi” (Enfra-rouje) ışınlarla dış derinin özel fotoğrafları çekilmiş, bu fotoğraflarda cinsi münasebetten sonra, vücudun bütün yüzeyinin fazla statik elektrik tabakasıyla örtüldüğü tesbit edilmiştir. Bu durumdan kurtulmak için vücudun her tarafının tamamen yıkanması gerekir. Böylece su zerreleri, olumsuz elektrik gerilimini alarak, vücudu topraklıyor ve yeniden normale döndürüyor. Bu açıdan gusül, tıbbi yönden de mutlaka yapılması gereken bir temizliktir.</p>
<p><strong>* </strong>Abdest ve gusül, dolaşım sistemi üzerinde de olumlu etkilerde bulunmaktadır. Damarlardaki sertleşme ve daralmayı önler. Abdestte mevzi bir uyarılma vardır. Lenf sistemi, en önemli merkezlerinden biri olan burun arkası ve bademcikler yıkanarak uyarılmaktadır. Ayrıca boyun ve yanlarının yıkanması da, lenf sistemine te’sir eder. Abdest ve gusülle kolaylaşan lenf dolaşımı sayesinde, lenfosit denen savaşçı hücreler <strong>vücudu zararlı unsurlardan korurlar ve vücut direncini arttırırlar.</strong></p>
<p><strong>* </strong>Su bulunmadığı zaman toprakla yapılan teyemmüm de büyük ölçüde vücuttaki statik elektriği yok etmekte, topraklamaktadır</p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/paradies.wordpress.com/3408/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/paradies.wordpress.com/3408/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/paradies.wordpress.com/3408/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/paradies.wordpress.com/3408/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/paradies.wordpress.com/3408/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/paradies.wordpress.com/3408/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/paradies.wordpress.com/3408/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/paradies.wordpress.com/3408/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/paradies.wordpress.com/3408/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/paradies.wordpress.com/3408/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3408&subd=paradies&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://paradies.wordpress.com/2009/10/27/abdestteki-muhtesem-sir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/2ab71814df939667908e52dbf073473e?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">paradies</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.mucahidrehberi.com/wp-content/themes/Haberci/images/abdest2.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">abdest</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bereket ve Bereketsizlik</title>
		<link>http://paradies.wordpress.com/2009/10/18/bereket-ve-bereketsizlik/</link>
		<comments>http://paradies.wordpress.com/2009/10/18/bereket-ve-bereketsizlik/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Oct 2009 17:39:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>paradies</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[bereket]]></category>
		<category><![CDATA[bereketsizlik]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://paradies.wordpress.com/?p=3406</guid>
		<description><![CDATA[Sual: Bereket, bereketsizlik ne demektir?
CEVAP
Bereket, az malın çok faydası olmak, çok işe yaramak demektir. Az bir mal, bereketli olunca, çok kimsenin rahat etmesine, çok iyi işlerin yapılmasına yarar. Bereketli olmayan çok mal vardır ki, sahibinin dünyada ve ahirette felaketine sebep olur. O halde malın çok olmasını değil, bereketli olmasını istemelidir!
Rızk hiç değişmez, azalmaz ve çoğalmaz. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3406&subd=paradies&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>Sual: Bereket, bereketsizlik ne demektir?</strong></p>
<p>CEVAP<br />
Bereket, az malın çok faydası olmak, çok işe yaramak demektir. Az bir mal, bereketli olunca, çok kimsenin rahat etmesine, çok iyi işlerin yapılmasına yarar. Bereketli olmayan çok mal vardır ki, sahibinin dünyada ve ahirette felaketine sebep olur. O halde malın çok olmasını değil, bereketli olmasını istemelidir!<span id="more-3406"></span></p>
<p>Rızk hiç değişmez, azalmaz ve çoğalmaz. Kimse kimsenin rızkını yiyemez. Hiç kimse kendi rızkını yiyip bitirmeden ölmez. Bir kimse, Allahü teâlâ emrettiği için çalışır, rızkını helal yoldan ararsa, ezelde belli olan rızkına kavuşur. Bu rızk, ona bereketli olur. Eğer, rızkını Allahü teâlânın yasak ettiği yerlerde ararsa, yine ezelde ayrılmış olan o belli rızka kavuşur. Fakat, bu rızk ona hayırsız, bereketsiz olur. Rızkına kavuşmak için kazandığı günahlar da, onu felaketlere sürükler. İslam âlimleri buyurdu ki:</p>
<p>(Evde Mushaf bulundurmak berekettir. İyilik edenin malı bereketli olur. Eshab-ı Kehfin ve Eshab-ı Bedrin isimleri yazılı kağıdı evde ve üstünde taşımakta bereket vardır. Tarlayı abdestsiz sürmek bereketsizliğe sebeptir. Ustasına hürmet etmeyenin de kazancının bereketi olmaz. Seher vakti kalkmak berekettir.)</p>
<p>Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:</p>
<p>(Yemeği, toplu olarak yemekte bereket vardır.) [İbni Mace]</p>
<p>(Besmele ile yenen yemek bereketli olur.) (İbni Mace)</p>
<p>(Bereket, yemeğin ortasına iner. Onun için kenarından yiyin, ortasından yemeyin!) [Tirmizî]</p>
<p>(Sahurda ve sahur yemeğinde bereket vardır.) [Taberânî]</p>
<p>(Yemekten önce ve sonra, elini yıkayanın evinin bereketi artar!) [İ.E.Şeybe]</p>
<p>(Sıcak yemekte bereket olmaz). [Deylemî]</p>
<p>(Balda bereket ve şifa vardır.) [T.Gafilin]</p>
<p>(Sirkede, hurmada, sütte bereket vardır.) [İbni Mace]</p>
<p>(Rızkına razı olanın bereketi artar, razı olmayanınki bereketsiz olur.) [Ahmed]</p>
<p>(Alış verişte çok yemin etmek, malın bereketini giderir.) [Müslim]</p>
<p>(Ticarette bereket vardır, ticarete yalan, hıyanet karışınca bereket gider.) [Buharî]</p>
<p>(Bereket büyüklerinizdedir.) [İ.Rafii]</p>
<p>(İlk çocuğunun kız olması, kadının bereketindendir.) [İbni Asakir]</p>
<p>(Kız çocuğu bereketlidir.) [Deylemî]</p>
<p>(Çocuksuz ev bereketsiz olur.) [Ebuşşeyh]</p>
<p>(Evine girince, ev halkına selam ver ki, evin iyiliği ve bereketi artsın!) [Haraiti]</p>
<p>(Dua, ömrün bereketini artırır.) [Tirmizî]</p>
<p>(Kur’an okunan evin bereketi artar. Kur’an okunmayan ev, bereketsiz olur.) [Darimi]</p>
<p>(Misafir, bin bereket ve bin rahmetle gelir.) [Nisab-ül ahbar]</p>
<p>(Evinden erken çıkanın işi bereketli olur.) [Bezzar]</p>
<p>(Yola çıkarken arkadaşları ile vedalaşan, onların duâları ile berekete kavuşur.) [Deylemî]</p>
<p>(Ana babasına hizmet edenin ömrü bereketli, onlara karşı geleninki bereketsiz olur.) [İ.Ahlâkı]</p>
<p>(Muhammed isimli kimse bulunan ev ve yer bereket olur.) [Deylemî]</p>
<p>(Sabahın sünnetini evde kılmak, rızkın bereketine sebep olur.) [İmad-ül-islâm]</p>
<p>(Namaz kılanın rızkı bereketli olur.) [M.cenne]</p>
<p>(Vadeli alış verişte, ödünç vermekte ve arpa karışmış ekmekte bereket vardır.) [İ.Mâce]</p>
<p>(Evde çöp bulunması bereketsizliğe sebeptir.) [Deylemî]</p>
<p>(Şarkıcı ve faizcilerin kazancında bereket olmaz.) [Deylemî]</p>
<p>(Bir toplumda birisi söylerken diğerleri susmazsa, orası bereketsiz olur.) [Beyhekî]</p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/paradies.wordpress.com/3406/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/paradies.wordpress.com/3406/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/paradies.wordpress.com/3406/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/paradies.wordpress.com/3406/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/paradies.wordpress.com/3406/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/paradies.wordpress.com/3406/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/paradies.wordpress.com/3406/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/paradies.wordpress.com/3406/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/paradies.wordpress.com/3406/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/paradies.wordpress.com/3406/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3406&subd=paradies&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://paradies.wordpress.com/2009/10/18/bereket-ve-bereketsizlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/2ab71814df939667908e52dbf073473e?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">paradies</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Apartmana Hayır</title>
		<link>http://paradies.wordpress.com/2009/10/17/apartmana-hayir/</link>
		<comments>http://paradies.wordpress.com/2009/10/17/apartmana-hayir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Oct 2009 19:37:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>paradies</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Design]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[YorumSuz]]></category>
		<category><![CDATA[ev]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://paradies.wordpress.com/?p=3402</guid>
		<description><![CDATA[
APARTMANA NİÇİN HAYIR?
Apartmanlar yaklaşık 100 yıldır yavaşça ve seyrekçe, fakat son 50 yıldır hızlıca tek yapılaşma modeli olarak hayatımıza girmiştir. Bu kadar yaygınlaşma, aradan yarım asır geçmesine ve toplumsal tecrübe yaşanmasına rağmen ne yazık ki apartmanların fert ve toplum hayatımıza etkileri konusunda çalışmalar yapılmamıştır. Bu konuda sessizliğe hatta suskunluğa bakılırsa halkın apartmanları benimsediği ve kabul [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3402&subd=paradies&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img class="alignright" src="http://www.gercekmimarlik.com/img/apartman_2.jpg" alt="" width="255" height="339" /><br />
<strong>APARTMANA NİÇİN HAYIR?</strong></p>
<p>Apartmanlar yaklaşık 100 yıldır yavaşça ve seyrekçe, fakat son 50 yıldır hızlıca tek yapılaşma modeli olarak hayatımıza girmiştir. Bu kadar yaygınlaşma, aradan yarım asır geçmesine ve toplumsal tecrübe yaşanmasına rağmen ne yazık ki apartmanların fert ve toplum hayatımıza etkileri konusunda çalışmalar yapılmamıştır. Bu konuda sessizliğe hatta suskunluğa bakılırsa halkın apartmanları benimsediği ve kabul ettiği anlaşılabilir. Çünkü susmak kabul manasına gelir. Ancak 20 yıldır konuyu didikleyen biri olarak farklı gözlemlere sahibim. Apartmanlarda yaşayanlar arasında orta yaş ve üzerinde olanlarda memnuniyetsizlik ve şikâyetler had safhada iken, genç yaş ve çocuklarda ise bir şikâyet görülmemektedir. <span id="more-3402"></span>O halde bunun sebebini genç neslin apartman hayatından memnuniyet duyarak çok beğenmelerinde değil, bahçeli ve müstakil evlerde doğmayıp apartmanlarda hayata gözlerini açmalarında ve müstakil ev tadını bilmemelerinde aramak gerekir.</p>
<p>Bu yazıda apartmanlara muhalefetimiz ve karşı çıkış sebepleri konu edilecektir.</p>
<p><strong>APARTMANIN ORTAYA ÇIKIŞI</strong></p>
<p>Çok katlı evler mânâsında apartmanlar, ilk defa 19. yüzyılda sanayi devriminin yaşandığı batılı ülkelerde uygulanmaya başlanmıştır. İlk sanayiciler büyük menfaat ve hırslarla kapitalizmin temellerini atarlarken, giderlerini minimize ederek, kârlarını katlama peşlerine düştüler. Kadınların ve çocukların düşük ücretlerle çalıştırılması, sağlıksız çalışma koşulları v.b, konunun bilinen hususlarıdır. İşte bu şeytanca düşünceler ile çimento ve betonun bulunuşu ve işçilerin fabrika yakınlarında ucuz konutlarda barındırılması fikrinin eş zamanlı ortaya çıkması apartmanların doğuşun hazırlamıştır.</p>
<p>Görüldüğü üzere apartmanlar, insanların mutlu ve huzurlu yaşayabilecekleri yeni yuvaların inşasına yönelik bir çaba olarak iyi niyetlerle başlatılmadığı gibi bugün ülkemizde de iyi niyetlerle sürdürüldüğü söylenemez. İşte bu bölümde ülkemizde apartmanın çıkışı, Batı’da terk edilmesine karşın bizde devam ettirilmesi, bunun bilinen/bilinmeyen sebepleri, apartmanların geleneksel ev ve şehir dokumuzu nasıl tahrip ettiği, insan ve toplum sağlığına zararları gibi konular işlenecektir.</p>
<p><strong> EV NEDİR?</strong></p>
<p>Bu başlıkta evin mimârisi, teknolojisi, tipolojisi gibi konulardan bahsetmeyeceğim. Eve bakış açısının; âdeta unutulmuş, hafızalardan silinmiş bir yönünü hatırlatacağım.</p>
<p>İslâm-Türk an’anesinde ev meskendir, yuvadır. Mesken, kelime kökeniyle sükûn bulunan, sükûna kavuşulan, sakinleştiren yer demektir. Sükûn, huzur ve mutluluk getirir. Demek ki atalarımız evlere mesken demekle mutluluk ve huzur yuvalarını kastetmekteydi. Ne ulvî bir seziş, ne güzel bir adlandırış.</p>
<p>Dede ve ninelerimizin evleri böyle yüksek bir ruhla kavrayışlarıyla, şimdi evlerine rant ve prim getiren bir yatırım aracı olarak bakan bugünkü nesiller arasında ne büyük bir zihniyet farkı var, dikkatinizi çekerim. 23 yıllık meslek hayatımda benimle ev konusunda görüşen bütün muhataplarımdan daima şunu işittim. “ Bu ev kaç para ? Kaça gider ? Mimarım, bu ev prim yapar mı ?” Sanki ben emlak komisyoncusuyum, hep hayal kırıklığına uğramışımdır.</p>
<p>Atalarımız için evler sanki ruhlu varlıklardı. Çünkü orada nesillerin hatıraları vardı, orada dedenin kışın pencereden karlara bakan silüeti, ninenin salça kuruttuğu sofa, uzun yaz gecelerinde komşularla çaylı çörekli ikramların ve doyumsuz tatlı sohbetlerin yapıldığı kamelyalı bahçeleriyle güzel yaşamanın, dünyayı mamur etmenin, hayata lezzet katmanın vasıtasıydı evlerimiz.</p>
<p>Nerede böyle ulvî gayeye hizmet eden evler, nerede şimdi prim yapar diye satın alınan bugünkü daireler?</p>
<p><strong> BOZULMA NE ZAMAN BAŞLADI?   EVİN APARTMANA DÖNÜŞMESİ</strong></p>
<p>Mimar Turgut Cansever hocamızın teşhis ve tespitini okuyalım:<br />
“Kur’an-ı Kerim’de Lokman sûresinde şöyle buyuruluyor: Bir kavim şirke düşmedikçe helâk olmaz. Osmanlı’da 19. yüzyılda önemli bir zihniyet değişikliği gerçekleşiyor ve bir gizli şirk teşekkül ediyor. (tevhid inanışından uzaklaşma) Büyük olmak, büyüklüğe özenmek, yani ölçek kayması. Hakkı, doğruyu değil, kuvveti ve gücü öne çıkarmak. İşin garibi ne devlet ne halk bu şirk düşüncesini fark etmiyorlar bile.”</p>
<p>Batı’nın sanayi inkılâbı ve madde üstünlüğünü ele geçirmesinin Osmanlı aydınları tarafından hatalı yorumlanması onun ruhuna nüfûz edilmeden her şeyinin taklit edilmesine sebep olmuştur. Cumhuriyet idaresi de Osmanlı’nın son iki yüz yıllık temel yanlışlarını tespit edemediği gibi bütün yanlışlarını yeni ilâvelerle devam ettirmiştir. Kıyafet devrimleri, harf inkîlapları gibi tüm yenilik çabaları öze inmeyen hep sathi devrimler olarak kalmıştır.</p>
<p>Tahrife uğramış bütün Hristiyanlık değerlerini kopya etmişiz, elbiselerini, yemeklerini, tiyatrosunu, futbolunu, orkestrasını, balesini ve daha nicesini.</p>
<p>Peki bunun mimâriye yansıması nasıl olmuştur? Burada da kör taklitçilik, kopyacılık görülmektedir.  Batılılar nerede oturuyor?  Apartmanda,  peki biz de apartman yapalım, orada oturalım.  Avrupa, şehirlerini nasıl kurmuş, sokaklarını nasıl yapmış? Cetvel gibi dümdüz yapmış, peki biz de cetvelle çizelim, dümdüz sokaklar yapalım.  Bilmez ki apartmanın hangi şartlarda doğduğunu, batılı işadamlarının apartmanı niçin tercih ettiğini. Batılı sanayiciler işçilerini hemen fabrika yakınlarında, mutfağı ve tuvaleti ortak kullanılan, çok katlı apartmanların ucuza çıkacağını hesap etmişler, teknolojilerinin de buna imkân vermesiyle önce batıda başlamıştır bu apartmanlar. Apartmanlar çıkış itibariyle gayr-i insâniydi ve hep öyle de devam etmiştir.</p>
<p>20. yy. Osmanlı ve Cumhuriyet aydınının kafası öyle yanılgılarla dolu idi ki havasız, pis, ışıksız, Fransız, İngiliz apartmanlarını sırf Avrupa yapmış diye bizim nefis Türk evlerine tercih ediyordu. İstanbul’un Şişli, Harbiye ve Nişantaşı semtlerinde yapılan apartmanlara ilk taşınanlar Süleymaniye, Lâleli ve Fatih’te ev ve konakları ilk terk edenler Avrupa hayranı sahte aydınlar olmuştur. Peyâmi Safâ’nın Fatih-Harbiye romanı bu devri anlatır. Halk uzun süre apartmandan uzak durmuş, müstakil evlerinde oturmaya devam etmiştir. Ne zaman ki imar plânları apartmanı (kat irtifaları yükseltilerek) mecbur hâle getirmiş onlar da bu cereyana dâhil olmuştur.</p>
<p>Peki biz niçin bu yanlışta ısrar ediyoruz? Batılılar apartmanın bütün olumsuzluklarını bizzat yaşayıp gördüklerinden beri apartmanlarını yıkmalarına ve yenilerini yapmamalarına rağmen bizler niçin hâla artman yapmaya ve apartmanda oturmaya devam ediyoruz, bilen var mı?</p>
<p><strong>İşte bu güzelim evleri, bu âsûde sokakları terk ettik…</strong></p>
<p>Bu devasa,<br />
çirkin, sağlıksız,<br />
bahçesiz, betondan<br />
apartman bloklara<br />
taşındık.<br />
Yazık, çok yazık !</p>
<p><strong>MİMARLIK &#8211; EV &#8211; İNANÇ   İLİŞKİLERİ</strong></p>
<p>Bir Peygamber (s) sözü:<br />
“ Nasıl inanırsanız öyle yaşarsınız,<br />
nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz<br />
nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz ”<br />
İnsanın hayat ve varlık karşısında davranışları, amelleri ve düşünceleri inancına göre şekillenir. Bir kimse neye inanıyorsa, o inancın kendisine yüklediği kurallara ve tavsiyelere elinden geldiği kadar uymaya çalışır. Bir hindu ineklere tapar, karşısında saygı ile eğilir, bir hristiyan rahibe bekâreti tercih eder, evlenmez, bir müslüman  ise ölüm sonrası hesap vereceğine inanarak hırsızlık yapmaz, içki içmez vs. Hâsılı inançlar hayatın her alanını doğrudan etkilerler ve bundan tabii bir şey de olamaz. Dolayısıyla insan, inancının mücessem (cisimleşmiş) halidir aslında. Bizim yeme, içme ve giyim kültürümüz inancımızı tarif eder. Edebiyatımız, müziğimiz inancımızı gösterir ve sanatımız, mimârimiz inancımızın aynasıdır.</p>
<p>İnançlar mimariyi nasıl etkilerler, nasıl ayna olurlar? Turgut Cansever hoca mimari ve inanç etkileşimi konusunda bakın özetle ne diyor:<br />
“Her dinin bir hayat görüşü ve varlık tasavvuru vardır ve bunlar bir şekilde mimariyi ve şehirlerin biçimini doğrudan etkilemiştir. Meselâ müslümanların ibadet mekânları olan camiler aydınlık, sade ve ferah iken, hristiyanların ibadet yerleri kiliseler karanlık, gayr-ı tabii biçimli ve kasvetlidir. İkisinin de ibadet yapısı olmasına rağmen böyle farklılıklar içermesi iki dinin farklı hayat görüşlerinden kaynaklanır. Şöyle ki;</p>
<p>İslâmiyet bu dünyayı, ebedî bir hayatın başlangıcı olarak kabul eder. Bu dünyadaki iyilikler ve güzellikler, istikbâldeki hayata ait güzelliklerin nümûneleridir. Dünya ahiretin tarlasıdır, dünyada yapılan her bir işten, her bir davranıştan ahirette hesap vereceğiz, dolayısıyla müslümanın her işi doğru ve güzel olmalıdır. Bu inançla müslümanların yaptığı ev, cami, han, hamam, külliye gibi tüm mimari eserler sade, güzel, basit, neş’e ve hayat dolu olmuştur.<br />
Hristiyanlıkta ise insanlar (ilk insanın yasak meyveyi yemesi yüzünden) günahkâr olarak dünyaya gelir. (bebeklerin su ile vaftiz edilmesi sözde bu günahın temizlenmesiyle alâkalıdır) Dünya Hz. İsa peygamberin (sözde) çarmıha gerildiği acılar ve elemler dünyasıdır. Bu dünyada bunalımlar ve kederler kaçınılmazdır, günahlar ve çirkinlikler elbette olacaktır.”</p>
<p>İşte hayata bu karamsar bakış ve iç karartan tasavvur hristiyan dünyasını kendileri hariç tüm dünyayı ateşe vermeye sürüklemiştir. Sömürge ve emperyalizm, silah ve savaş, böl ve parçala, öldür ve yok et düşüncesi hristiyanlığın müntesiplerine mirasıdır. Bu düşünce bilhassa kilise mimarisini ve ortaçağ şehirlerini büyük oranda tesiri altına almıştır. Kiliselerin karanlık ve ürküten halleri, kasvetli havası, form-fonksiyon ayrılığı gibi gayri tabii biçimleri doğrudan hristiyan inancının esere yansımalarıdır.</p>
<p>Sözü, güncel konumuz olan ev ve inanç ilişkilerine getirmek istiyorum. Henüz asır başlarına kadar eski evlerimiz İslâmın çerçevelediği sınırlar içinde inşa ediliyor ve bu bakış açısı her bir esere belki tek katlı küçük bir ev bile olsa anıt eser niteliği kazandırıyordu. Ülkemizi gezen yabancı mimarlar ve sanatçılar Türk evi ve şehrinin güzellikleri karşısında hayranlıklarını dile getiriyor bu ülkeyi terk etmek istemiyorlardı. Edmondo Amicis “cennet burası olsa gerek” diyordu. Pierre Loti, Fausto Zonaro gibi bazı sanatçılar ise Türkiye’yi mesken tutuyorlardı.</p>
<p>İslâmın dini değil şeklî bir tarifi yapılmış olsaydı, bu ancak Türk evi ve şehri olabilirdi. Sade, yalın, güzel, fıtrî ve insâni. Ne zaman ki müslümanlar inançlarından ve ahlâklarından el etek çektiler, ev ve şehir mimarisinde bambaşka çıkmaz bir yola girdiler. Hiç kimse kaliteli okullarımız, büyük hocalarımız kalmadı, iyi mimarlar yetişmiyor gibi değerlendirmeler yapmasın, mimarlık ve şehircilikte genel manada çöküş ve başarısızlık tamamen inanç-ahlâk erozyonu ve şirk(*) düşüncesi ile ilgilidir.</p>
<p>Mimarlıkta şirk düşüncesi nasıl olabiliyor? Meselâ ev inşasında ihtiyacın islâmî sınırlar dahilinde mütevâziyâne karşılanması yeterli görülmeyip, bunun yerine büyüklük, yükseklik, lüks olma, teknoloji harikalığı gibi kıstaslarla tasarlanması, üretilmesi bu şirk düşüncesinin ta kendisidir. Bir bina tasarlayan mimar, inşa eden firma veya arsa sahibi olabilir, (karar verici irade her kimse artık, bu belediye, bakanlık gibi bir kurum da olabilir) plân ve proje aşamasında evin içinde nesiller boyu yaşayacak olanların güneşini, rüzgarını, manzarasını dikkate almaz, çocuğu-yaşlıyı düşünmez, komşuluk hakkını çiğner, apartmanları sıkıştırarak ve yükselterek çoğaltma yolunu seçer, arsa topoğrafyasını bozar, ağaç çimen bırakmaz; buna mukâbil daha çok halkın gözünü boyayıp parasını almaya yönelik gösterişli cepheler, fantastik plânlar, dekorasyonlar, imitasyonlar yapıyorsa, burada aldatma ve sahtekârlık var demektir. İşte bunlar da şirk tavrıdır. Bunlar ahlâklı ve erdemli insanların yapmayacağı işler olmalı, ya da bu sahtekârlığı yapanların müslüman olma iddiasından vazgeçmeleri gerekir.<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-<br />
(*) Şirk: Allah’a ortak/denk tutulan her şey puttur. Şirk ise putçuluk düşüncesinin genel adıdır. Müşrik iman ve amelde Allah harici bir şeyi referans alan kişidir. Eskiden heykelden putlar şirk sayılmışken günümüzde putların nitelik ve nicelikleri değişmiştir</p>
<p>Ev fikrinde haddi aşmamak için sadelik, israftan ve gösterişten kaçınma, tevazu, ferdiyet, mahremiyet gibi şartlar aslî unsurlar olması gerekirken, bugünün evi sayılan apartmanlarda bu unsurların hiçbirisi yoktur. Sözde ve reklamlarda “-Bakın sizin için en güzel apartmanları, en lüks siteleri, en akıllı elektronik binaları yapıyoruz ” demeleri kandırma ve yalandan öte bir şey değildir. Apartman düşüncesinde iyi niyet yoktur, çok kat, çok kira, çok para, çok mal, çok hırs, çok rant vardır. Evet çokluk (para, mal, mevki, rant,…) putuna  tapanlar apartmanlara sımsıkı sarılıyorlar.</p>
<p>Kur’an- Kerim Tekâsür suresinde şöyle buyuruluyor:</p>
<p>“Sizi çoklukla övünmek o kadar oyaladı ki….<br />
Hayır ! İleride bileceksiniz.<br />
Sonra o gün nimetlerden tek tek sorulacaksınız”</p>
<p><strong>EV NE İÇİN ? </strong></p>
<p>En başta korunma ve barınma ihtiyaçlarıyla inşa edilen evler; zamanla coğrafya, iklim ve yerel malzeme gibi bir dizi şart ve imkânların tasarlanma sürecine dâhil edilmesiyle gelişti, tekâmül etti. Son birkaç yüzyılda ise konfor ve teknoloji gibi unsurlar yapı standartları arasına ilâve edilerek bu gelişim devam etti.</p>
<p>Görülmektedir ki ev inşası için binlerce senedir ihtiyaç temel faktörünün değişmemesine rağmen, çağımızda öncelikle ihtiyaçtan kaynaklanmayan, meselâ prestij, meselâ güç gösterisi, meselâ tahakküm, meselâ rant için evler, bloklar yapılmaya başlanmıştır.</p>
<p>Öyle bir villa yapayım ki, öyle bir gökdelen yaptırayım ki, öyle bir cami yaptırayım ki herkes parmak ısırsın, herkesin ağzı açık kalsın hedeflerinde büyük israflara yol açan nefsânî bir egoizmle yeni binalar inşa edildi.</p>
<p><strong>“Sakın israf edip saçıp savurma.<br />
Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir.<br />
Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.”<br />
Kur’an-ı Kerim,   İsra Suresi 26-27. Ayetler</strong></p>
<p>Yurdumuzda evle ilgili olumsuz ikinci bir yöneliş de imâr plânlarının şehir içlerinde apartmanlaşmayı tek seçenek olarak sunması nedeniyle halkın ister istemez rant hadisesine girmesine yol açması olmuştur. Artık imar durumunun kendi arsası için biçtiği kat irtifasının bir an önce paraya tahvil edilmesi hadisesi halkın öncelikli gündemi haline geldi</p>
<p>- Beton apartmanlar arasına sıkışmış iki katlı güzel ahşap ev yerini apartmana bırakmak üzere yıkılacağı günü bekliyor.</p>
<p>Tarihi şehrin sanat değeri yüksek evleri, kasırları, konakları üç beş apartman dairesine feda edildi. Ev alırken kimse artık doğrudan oturacağı evi alma peşinde değil. Prim yapar mı, değeri çabuk artar mı, ne kadar para kazandırır sorularıyla meşgul oluyor. Ev yapmak için kimse arsa almıyor, bire üç, bire beş getirmeyen arsalara dönüp bakılmıyor bile. Hiçbir üretime katılmayan iş yapmayıp sadece arsa rantıyla geçinen insanlar ortaya çıktı. Belediyelerin imar komisyonlarına bir şekilde giren veya adamlarını sokan, nereden yol geçirileceğinin, nerenin iş merkezlerine dönüştürüleceğinin bilgisini alarak gelecekte nerelere yatırım yapması gerektiğini öğrenmeye çalışan asalak bir zengin sınıf türedi.</p>
<p><strong>APARTMANLAR HANGİ ZİHNİYETİN ÜRÜNÜ</strong></p>
<p>Tarih bize, dünya kurulduğundan bu yana iki zihniyetin mücadelesini anlatır. Bir tarafta adalet ve iyilik temsilcileri başta peygamberler, diğer tarafta zulüm ve isyan temsilcileri nemrudlar, firavunlar ve deccallar. Bu mücadele; başka ad ve ünvanlarla bugün de devam etmektedir.</p>
<p>Mimarlık, güzel sanatlara ait bir estetik konu olmaktan çok öte, fikir, tasarı, biçim verme gibi nitelikleriyle o öncelikle din ve ahlâkın kısaca inançların konusudur. Mimarlar veya karar vericiler her kimse, her tasarımda esas itibariyle dünya görüşlerini binaya yansıtırlar. İnancın binaya tesir etmediği hiçbir bina yoktur, hikmet ve kalp gözü ile bakan nazarlar bunu derhal fark ederler. Eğer binalar güç gösterisi, rant, prestij gibi önceliklerle planlanıp yapıldıysa şirk binaları, eğer mütevazı, israfa bulaşmayan, ezmeyen, hükmetmeyen, sade ama güzel binalarsa tevhîdi binalardır.</p>
<p>Şimdi mimarlık disiplinine ve inşa etme fikrine bu iki zihniyetin nasıl baktıklarını görelim: Bilirsiniz, piramitler firavunlar tarafından kendilerine mezar olarak yaptırılan binalardır. Bu binalar, mezar işlevinin çok ötesinde bir meydan okuma, bir güç gösterisi fikriyle inşa edilmiştir. On binlerce kölenin kırbaçlar altında zorla çalıştırılması bir yana, firavunlar piramitlerin büyüklüğü ve azametiyle herkese, her şeye ve Tanrı’ya meydan okumaktadırlar.</p>
<p><strong>Keops Piramidi : Yükseklik 146 metre</strong></p>
<p>Firavun, hak ve adaleti kendisine tavsiye eden Musa peygambere kızmış, mimarlarına emrediyor, “-Bana derhal bir KULE yapın, belki Musa’nın tanrısına çıkar bakarım, ben onun yalancı olduğuna inanıyorum”   (Kur’an-ı Kerim, Kasas suresi 38. ayet)</p>
<p>İşte Kur’an-ı Kerim  burada bize firavun (zulüm) bakış açısının ipuçlarını veriyor. Firavun, Allah’a inanmadığı gibi sadece güce ve mevkie tapıyordu aslında. Güce ve paraya tapanların temel karakteristiği büyüklük gösterileridir ki, bu da yüksek binalarla ifade edilir.</p>
<p>Amerika zenginleri o büyük kıtadaki arazi bolluğuna rağmen GÖKDELENLER inşa etmekle aslında “-Biz en büyüğüz, en kudretliyiz ” demek istiyorlar. İstanbul’da da bankacı ve sanayicilerin yaptırdığı gökdelenlerde aynı firavun tavrını, aynı güç ve gövde gösterisini görmekteyiz, farkındayız.</p>
<p><strong>Babil Kulesi temsili resmi.  M.Ö. 600   Yükseklik : 90 metre</strong></p>
<p>Hak ve adaletin temsilcileri olan peygamberler ise kendilerine uyanlara; daima lüks ve israfa kaçmayan, mütevazı, sahibini gurur ve kibre sürüklemeyen az katlı binaları tavsiye etmişlerdir.</p>
<p><strong> İslâmiyet’in ev inşasında tavsiyeleri şunlardır:</strong><br />
1-Evler sade ve gösterişten uzak olmalıdır.<br />
2-Etrafını ezmemeli.<br />
3-Topografya ile uyumlu olmalı.<br />
4-Komşu haklarını zedelememeli.<br />
5-Az katlı olmalıdır.<br />
6-Fıtri (yaratılışa uygun ) olmalı.</p>
<p>Lütfen söyleyin bugünün apartmanları, gökdelenleri bu sayılan özelliklerden hangi birini sağlamaktadır?</p>
<p>Hz. Salih peygamber (M.Ö. 4000) devrine göre lüks yaşayıp, lüks evler yapan kavmine şöyle diyordu</p>
<p><strong> “ Sizler yüksek yerlere koca binalar kurup, boş şeyle mi uğraşırsınız?<br />
Ve dünyada ebedi kalacağınızı umarak sağlam yapılar mı edinirsiniz? ”<br />
Kuranı Kerim Şuara Suresi </strong>128-129. Ayet</p>
<p>Bu iki zıt tavra baktığımızda, apartmanların gerek inşa tarzı, gerek sağlamlık ve büyüklük vurgusu, gerek rant ve haksız kazanç sağlama şeklinde bir çok olumsuz nedenlerle olsun zalim Firavun tavrına yakınlık arz ettiği görülmektedir. Belki işin bu boyutunun farkında olmayan halkımız mazur görülebilir, ancak bilinçli olarak apartman düşüncesinde ısrar eden, onu ülkemizde uygulatmaya devam eden kişi ve kurumları ihtar ve ikaz ediyorum.</p>
<p><strong> KİM İSTİYOR BU APARTMANLARI?</strong></p>
<p>Apartmanlar hem tek hem de toplu konut olarak hız kesmeden yapılmaya devam ediyor. Fakat böyle bir yapılaşma modelini kim ister, kimin tercihidir, apartmanlar yapmaya mecbur kaldığımız kutsal binalar mıdır bir bilen var mı?</p>
<p>Dünyada en eski apartmanları inşa eden Fransa’da, şikâyetler ve yol açtığı problemler üzerine 1963 yılında referanduma gidilmiş, ev mi, apartman mı sorusu halka sorulmuştur. Oylama neticesinde halk, % 68 nispetinde bir-iki katlı müstakil ev lehinde tercihini kullanıyor. Peki Fransa hükümeti ne yapıyor? Derhal iskân politikasını iki katlı evler olarak değiştiriyor.</p>
<p>İngiltere’de ise Thatcher zamanında mimarlar, eğitimciler, sosyologlar, sendikacılar, sivil örgütler ortak bir deklarasyon yayınlıyor, hükümete tarihi eser niteliği taşımayan apartmanları yıktırma kararı aldırıyor. Son 25 senedir İngiltere’de her yıl binlerce apartman yıkılıyor. Yıkılan yerlere ne mi yapılıyor? Tabi ki müstâkil ve bahçeli nizam bir-iki katlı evler.</p>
<p>Türkiye’de ise Devlet Planlama Teşkilatı’nın 1992 yılında yaptırdığı bir ankette 60 bin kişiye evde mi apartmanda mı oturmak istersiniz sorusu soruluyor. Katılımcıların % 93 ‘ü “EV” cevabı veriyor. Peki devletimiz ne yapıyor? “-Bu soruyu biz sormamış olalım siz de cevaplamamış olun ” diyor, bürokratik oligarşi anketin üstünü örtüyor, bu konu bir daha hiç gündeme getirilmiyor.</p>
<p><strong> Türkiye’de apartmanı isteyen ve teşvik eden üç zümre var. 1-Siyasiler. 2-Bürokratlar. 3-İnşaat Firmaları.</strong></p>
<p>Siyasiler, Türkiye’de lokomotif sektör tabir edilen inşaatı teşvikle, hedefledikleri büyüme rakamlarına ulaşma kolaycılığını tercih ediyorlar. Çünkü her dökülen beton, büyüme rakamlarını iteklemektedir. Aslında büyüyoruz yerine şişiyoruz demek daha doğru.<br />
Bürokratlar ise işin uzmanları sıfatıyla, gerçek suçlulardır. Hükümetleri yanılttıkları gibi, bu işte en çok nemalanan gruplardır, apartmanın terk edilmesiyle avanta gelirden mahrum kalacaklardır.</p>
<p><strong> “ Hakkı  gizleyenden daha  zalim kim olabilir ? ”</strong></p>
<p>Bu arada hiç sesi çıkmayan, fotokopi gibi mimar çoğaltan başta YÖK ve 19 adet Mimarlık Fakültesi’nin öğretim görevlilerine, bu gidişe dur demedikleri için tarih önünde suçlanacaklarını ihtar ediyorum.</p>
<p>İnşaat şirketlerine gelince, Türkiye’de başka hiçbir işten yüzde yüz kâr edemeyecekleri apartman tipi yapılaşmayı terk etmek istememektedirler. Dök betonu al parayı kolaycılığını bırakamıyorlar. Işıksız, bahçesiz, iğrenç, devâsa apartman bloklarını mükemmel evler, akıllı evler, süper lüks daireler reklamlarıyla tek kale oynayarak halkımızı kandırıyor, milyarlarını alıyorlar.</p>
<p>Apartmanlar, nasıl tek kalemde yasalarla mecburiyet haline getirildi ise yine aynı mantıkla bir kalemde yeni yasalar çıkararak yasaklanır, bu şekilde apartman tipi yapılaşmayı çöpe atar, tarihten silebiliriz.</p>
<p><strong> HALK İSTEMİYOR, İDARE ZORLUYOR</strong></p>
<p>Aşağıdaki resim Gecekondu Önleme Bölgesi Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında 2006 yılında tamamlanmış bir siteden yeni çekilmiştir. Vatandaş belediye ile anlaşarak gecekondu tabir edilen evlerinden her şeyin daha güzel olacağı vaadleriyle çıkarılmış, 10-16 katlı apartmanlardan birer daireye razı edilmiştir. Tabir caizse ölüm gösterilmiş, hastalığa razı edilmiştir.</p>
<p>Fotoğraf-Güliz Vural<br />
- Bu resme bakarak burada oturanlarla alay ettiğim zannedilmesin, vatandaşımız diyor ki ben bu apartman cehenneminde oturmak istemiyorum, ama çaresizce buralara taşınmak zorunda bırakıldık.</p>
<p>Nokta dergisinin Nisan-2007/25. sayısında bu apartmanlara taşınanlarla yapılan röportajlara yer veriliyor, halinden memnun olan yok denecek kadar az.<br />
Vatandaş çok şikâyetçi, diyor ki; eskiden küçük de olsa bir bahçemiz vardı, herkesin bir iki meyve ağacı vardı, bazı sebzeleri kendimiz yetiştirebiliyorduk, şimdi hepsi hayal oldu. Yaz aylarını bahçelerimizde geçirirdik, çocuklarımız gözümüz önünde oynarlardı, serbesttik, hür yaşardık. Şimdi hepimiz kendimizi hapiste hissediyoruz. Sıkıntıları o kadar fazla ki, bana çok çarpıcı gelen birini aktarmak istiyorum. Buradaki yoksul insanların ödeyemedikleri faturalar yüzünden apartman ortak elektrikleri kesilmiş, asansörleri çalışmıyor. Yaşlı nineler ekmek almak için her gün 10 kat inip, tırmanmak zorunda kalmışlardır. Bu insanlara yazık değil mi? Şimdi herkes buradan kurtulup tekrar tek katlı gecekondusuna dönmenin hesaplarını yapmakta, dairelerini yok pahasına satmaktadır.</p>
<p>Bu yazıya bakıp gecekonduları mevcut halleriyle beğendiğim, oralarda oturmak istediğim anlaşılmasın. Ancak şu gerçekleri de görmezden gelemeyiz; gecekondular prensip itibariyle ve temel kararlarıyla doğru binalardır. Az katlı, ağaçlı ve bahçeli oluşları, komşu münasebetlerinin doğru kuruluşları ve insâni ölçekleriyle çok katlı apartmanlarla mukayese edilemeyecek derecede başarılı yapılardır. Gecekonduların olumsuz tarafı ise altyapı eksikliği ve sıhhî olmamalarıdır. Devletimiz bu insanlar için milyarlarca lira masraf yapıp yeni apartmanlar yapacağına çok az masraflarla evlerini bazı ilâve ve yenilemelerle sıhhileştirse daha iyi olmaz mı?</p>
<p>Önceki sayfada yoksul ve fakir insanımız için yaptırılan sosyal konut bloklarından söz ettik. Peki parası olanlar için daha farklı konutlar mı yapılıyor? Hayır, aynı prensip hataları, aynı yanlış uygulamalar burada da tekrar ediliyor.</p>
<p>Bu fotoğraflar halen inşaat halinde olan ve tamamlanan on binlerce apartman bloklarından ve sitelerinden birkaçı olup rasgele seçilmiştir, herhangi bir firmayı ve grubu hedef almamaktadır.</p>
<p><strong> Şimdi bu resimlere bakın ve soruları cevaplayın.</strong></p>
<p>1-Çocuklar korkmadan, ezilmeden, özgürce nerede oynayacaklar? Nerede şahsiyetlerini geliştirecekler?</p>
<p>2-Yaşlılar hangi bahçeye sebze ve çiçek ekecekler, üretmenin, dağıtmanın sevincini duyacaklar?</p>
<p>3-Hangi komşular birbirini tanıyacak, selamlaşacaklar?</p>
<p>5-İnsan çok şerefli bir varlıktır, o her şeyin en güzeline lâyık iken onu kimler böyle bilmem kaç no’lu bloğun bilmem kaç no’lu dairesine mahkûm etmektedir?</p>
<p>6-Böyle aynı tipte kopyalanmış binlerce sıradan beton apartman bloklarda insan şahsiyeti nasıl gelişecek?</p>
<p>7-Milyarlar verdiğiniz böyle bir apartmanda bir dut ağacınız bile yok, hiç düşündünüz mü? Peki neyin sahibisiniz, betonun mu, sıvanın mı, boyanın mı?</p>
<p><strong> ARAZİMİZ YETMEZ YALANI</strong></p>
<p>Türkiye’de 14 milyon aile yaşamaktadır. Her aile için ortalama 250 m2 lik parseller ayrıldığını düşünerek, hesaba başlayalım:</p>
<p>Aile Sayısı         x         Parsel       =         Toplam Alan<br />
14.000.000        x        250 m2       =   3.500.000.000 m2<br />
(ondörtmilyon)  x     (ikiyüzelli)   =     (üçbuçukmilyar)</p>
<p>Şimdi de metrekareyi kilometrekareye çevirelim:</p>
<p>3.500.000.000 m2             =         3.500 km2<br />
üçbuçukmilyar metrekare = üçbinbeşyüz kilometrekare</p>
<p>Demek ki herkese müstakil ev arsası versek dahi ihtiyaç sadece ve sadece 3500 km2 dir, bu tam Van gölü büyüklüğünde bir alandır.</p>
<p>Türkiye yüzölçümü yüzeysel olarak 814.578 km2 düzlemsel olarak 779.452 km2 dir. Biz düşük değeri alalım ve buradan da baraj ve göl alanlarını düşelim, kalan miktar 770.000 km2. Şimdi de 70.000 km2 kayalık gibi hiçbir şey yapılması mümkün olmayan alanları düşelim. Kalan miktar 700.000 km2 dir. Şimdi topraklarımızın yüzde kaçının evlere gittiğini hesap edelim.      700.000<br />
3.500    = 200  Evet şaşırmayalım, sadece 200’de 1’i,  diğer bir ifadeyle 100’ de  0,5’i  (yarım) ev yerleşmelerine ayrılıyor, üstelik parselin tamamı bina olmuyor, en az 150-180 m2 si parsel başına bahçe ve yeşil alan kalıyor.</p>
<p><strong> Devam ediyoruz, arazilerimizin;</strong></p>
<p>100 ‘de 0,5’i de şehir içi araç ve yaya yollarına<br />
100 ‘de 0,5’i de fabrika ve atölyelere<br />
100 ‘de 0,5’i de ticaret ve iş merkezlerine<br />
100 ‘de 0,5’i de turizm ve eğitim binalarına<br />
100 ‘de 0,5’i de kara ve demir yollarına ayrıldığını hesap edelim, her hâlükârda topraklarımızın % 3’ü binalara ve yollara ayrılmakta geri kalan % 97’si tarım, hayvancılık ve orman alanlarına kalmaktadır. Nerede arazi yetmez diyenler!</p>
<p>Peygamberimiz (s) buyuruyor ki:<br />
“ Bizi aldatan bizden değildir.”</p>
<p>Kütüb-ü Sitte’den Müslim, İman bahsi, 164</p>
<p><strong>Avrupa’ya seyahat etmiş olanlar bilirler, neredeyse halkın tamamı 1-2 katlı müstakil evlerde oturmaktadır. Üstelik Fransa ve Almanya gibi ülkeler, devâsa endüstri alanlarına rağmen hala büyük boş topraklara sahiptirler ve dünyanın en çok tarım ürünü ihraç eden ülkeleri arasındadırlar.</strong> Lütfen başka hesapları olanlar halkımızı aldatmasın, halkımız da bu yalanlara kanmasın.</p>
<p>Türkiye’nin halletmesi gereken öncelikli meselesi; “Arazimiz yetmez” yalanına son vermek, sonra; menfaatten uzak, paragöz olmayan farklı mesleklerden 25 kişilik uzmanlar grubuna asgari 25 yıllık ulusal makro plânlar yaptırmak ve bu plânlara halkı inandırarak katılımını sağlamak, nüfus ve sanayisini ülke sathına yayacak ve homojen hale getirecek ulusal plânları uygulamak olmalıdır.</p>
<p><a href="http://www.tekderistanbul.org/index.php?sayfa=yazigoster&amp;id=1">kynk</a></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/paradies.wordpress.com/3402/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/paradies.wordpress.com/3402/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/paradies.wordpress.com/3402/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/paradies.wordpress.com/3402/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/paradies.wordpress.com/3402/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/paradies.wordpress.com/3402/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/paradies.wordpress.com/3402/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/paradies.wordpress.com/3402/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/paradies.wordpress.com/3402/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/paradies.wordpress.com/3402/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3402&subd=paradies&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://paradies.wordpress.com/2009/10/17/apartmana-hayir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/2ab71814df939667908e52dbf073473e?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">paradies</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.gercekmimarlik.com/img/apartman_2.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Cağaloğlu, Fatih</title>
		<link>http://paradies.wordpress.com/2009/10/13/cagaloglu-fatih/</link>
		<comments>http://paradies.wordpress.com/2009/10/13/cagaloglu-fatih/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2009 05:28:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>paradies</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gezi Notları]]></category>
		<category><![CDATA[Nereye Gitmeli]]></category>
		<category><![CDATA[Osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[Padişahlar]]></category>
		<category><![CDATA[Sultanlar]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Cağaloğlu]]></category>
		<category><![CDATA[fatih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://paradies.wordpress.com/?p=3399</guid>
		<description><![CDATA[
İstanbul Fatih ilçesi sınırlar içinde bulunan tarihi semt.
Cağaloğlu, Evliya Çelebi&#8217;nin belirttiğine göre, Osmanlı Dönemi&#8217;nde Ekabir Sarayları&#8217;nın bulunduğu bir semtti. Bunda semtin saraya yakın oluşunun önemli payı olmalıdır. 16. yüzyılın son çeyreğinde sadrazamlık yapan Çiğalazade Sinan Paşa&#8217;nın sarayının ve yaptırdığı hamamın bu bölgede bulunması semtin &#8220;Çiğalaoğlu&#8221; adını almasına sebep olmuştur. Çiğalaoğlu adı daha sonra halkın ağzında [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3399&subd=paradies&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img src="http://www.fatihli.com/wp-content/uploads/2009/04/cagaloglu-fatih-700x461.jpg" alt="" width="428" height="281" /></p>
<p>İstanbul Fatih ilçesi sınırlar içinde bulunan tarihi semt.</p>
<p><strong>Cağaloğlu, Evliya Çelebi&#8217;nin belirttiğine göre</strong>, Osmanlı Dönemi&#8217;nde Ekabir Sarayları&#8217;nın bulunduğu bir semtti. Bunda semtin saraya yakın oluşunun önemli payı olmalıdır. 16. yüzyılın son <span id="more-3399"></span>çeyreğinde sadrazamlık yapan Çiğalazade Sinan Paşa&#8217;nın sarayının ve yaptırdığı hamamın bu bölgede bulunması semtin &#8220;Çiğalaoğlu&#8221; adını almasına sebep olmuştur. Çiğalaoğlu adı daha sonra halkın ağzında &#8220;Cağaloğlu&#8221;na dönmüştür. Osmanlı Devleti&#8217;nin sadaret makamı ve devletin yönetim merkezi olan Babıali&#8217;nin varlığı semte daha 18. yüzyıldan itibaren özellik kazandırmış ve burası Osmanlı bürokrasisinin, sadaret mensuplarının, paşaların yaşadığı bir bölge halini almıştır. 1870&#8242;lerden sonra ise Cağaloğlu, Türk basının merkezi haline gelmeye başlamıştır.</p>
<p>1990&#8242;ların ortasına kadar Türk basının merkezi olarak anılmasına rağmen birçok büyük gazetenin bu semtten taşınmasıyla eski etkisini kaybetmesine rağmen hala o günlerin etkisi olan kentin kültür merkezi olması durumu az da olsa semtte görülmektedir.</p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/paradies.wordpress.com/3399/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/paradies.wordpress.com/3399/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/paradies.wordpress.com/3399/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/paradies.wordpress.com/3399/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/paradies.wordpress.com/3399/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/paradies.wordpress.com/3399/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/paradies.wordpress.com/3399/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/paradies.wordpress.com/3399/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/paradies.wordpress.com/3399/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/paradies.wordpress.com/3399/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3399&subd=paradies&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://paradies.wordpress.com/2009/10/13/cagaloglu-fatih/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/2ab71814df939667908e52dbf073473e?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">paradies</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.fatihli.com/wp-content/uploads/2009/04/cagaloglu-fatih-700x461.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>2012 yakında &#8230;</title>
		<link>http://paradies.wordpress.com/2009/10/06/2012-yakinda/</link>
		<comments>http://paradies.wordpress.com/2009/10/06/2012-yakinda/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2009 20:12:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>paradies</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fragman]]></category>
		<category><![CDATA[Kamera Arkası]]></category>
		<category><![CDATA[Kısa Film]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Tanıtım]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[2012]]></category>
		<category><![CDATA[Day After Tomorrow]]></category>
		<category><![CDATA[göktaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Roland Emmerich]]></category>
		<category><![CDATA[Yarından Sonra]]></category>
		<category><![CDATA[yönetmenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://paradies.wordpress.com/?p=3396</guid>
		<description><![CDATA[
Maya takvimine göre Dünya´ta 12 Aralık 2012 tarihinde dev bir göktaşı çarpacak. Dünyanın her yerini etliyecek iklim değişimleri, seller olacak. İnsan ırkı hayatta kalamayacak.
Independence Day ve Day After Tomorrow filmlerinden tanıdığımız Roland Emmerich’in yeni filmi “2012” yakında tüm dünyada vizyona girecek.
“Yarından Sonra” (Day After Tomorrow) filmi ile küresel ısınmanın yaratacağı olumsuz sonuçları ve buzul çağına [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3396&subd=paradies&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://paradies.wordpress.com/2009/10/06/2012-yakinda/"><img src="http://img.youtube.com/vi/Hz86TsGx3fc/2.jpg" alt="" /></a></span></p>
<p>Maya takvimine göre Dünya´ta <strong>12 Aralık 2012 </strong>tarihinde dev bir göktaşı çarpacak. Dünyanın her yerini etliyecek iklim değişimleri, seller olacak. İnsan ırkı hayatta kalamayacak.</p>
<p>Independence Day ve Day After Tomorrow filmlerinden tanıdığımız <strong>Roland Emmerich’in yeni filmi “2012”</strong> yakında tüm dünyada vizyona girecek.</p>
<p><strong>“Yarından Sonra” (Day After Tomorrow)</strong> filmi ile küresel ısınmanın yaratacağı olumsuz sonuçları ve buzul çağına girişi konu alan yönetmen, bu sefer Maya’ların Uzun Hesabına göre <strong>21 Aralık (bazı hesaplara göre 22 veya 23 Aralık) 2012 tarihinde büyük felaketlerle insan çağının sona ereceği inancını ele alıyor&#8230;</strong></p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/paradies.wordpress.com/3396/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/paradies.wordpress.com/3396/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/paradies.wordpress.com/3396/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/paradies.wordpress.com/3396/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/paradies.wordpress.com/3396/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/paradies.wordpress.com/3396/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/paradies.wordpress.com/3396/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/paradies.wordpress.com/3396/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/paradies.wordpress.com/3396/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/paradies.wordpress.com/3396/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3396&subd=paradies&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://paradies.wordpress.com/2009/10/06/2012-yakinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/2ab71814df939667908e52dbf073473e?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">paradies</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://img.youtube.com/vi/Hz86TsGx3fc/2.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Kaçış Nereye</title>
		<link>http://paradies.wordpress.com/2009/10/06/kacis-nereye/</link>
		<comments>http://paradies.wordpress.com/2009/10/06/kacis-nereye/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Oct 2009 20:05:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>paradies</dc:creator>
				<category><![CDATA[3D]]></category>
		<category><![CDATA[2012]]></category>
		<category><![CDATA[Ayet]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[Hadis]]></category>
		<category><![CDATA[kaçış]]></category>
		<category><![CDATA[kıyamet]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://paradies.wordpress.com/?p=3391</guid>
		<description><![CDATA[
Kıyametle ilgili ayetler
Yaşamınızı yönlendiren kişilere,  olaylara şöyle bir göz atın. Bir yerlere ulaşmak için uğraşıyor,  &#8220;yaşam mücadelesi&#8221; içinde bir yer almaya çalışıyorsunuz. Hayatınızdaki pek çok şeye yoğun bir dikkat veriyor,  bu konular üzerinde derin derin düşünüyorsunuz. Ama yaşamınız boyunca tereddüt etmeden düşünmekten kaçındığınız konular da var. Üstelik,  çevrenizdeki pek çok kişi [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3391&subd=paradies&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img class="alignright" src="http://www.bilisimgelisim.com/resimler//kiyamet.jpg" alt="" width="228" height="162" /></p>
<p><a href="http://www.kurandan.com/kga/kiyametayetleri.htm">Kıyametle ilgili ayetler</a></p>
<p>Yaşamınızı yönlendiren kişilere,  olaylara şöyle bir göz atın. Bir yerlere ulaşmak için uğraşıyor,  &#8220;yaşam mücadelesi&#8221; içinde bir yer almaya çalışıyorsunuz. Hayatınızdaki pek çok şeye yoğun bir dikkat veriyor,  bu konular üzerinde derin derin düşünüyorsunuz. Ama yaşamınız boyunca tereddüt etmeden düşünmekten kaçındığınız konular da var. Üstelik,  çevrenizdeki pek çok kişi de sizinle aynı fikirde. Konuşulmaması ve üzerinde düşünülmemesi gereken konuları çok iyi biliyorlar. Ölüm bunlardan bir tanesi,  belki de en önemlisi. Ölüm çözüm getiremedikleri bir &#8220;son&#8221;dur onlara göre. <span id="more-3391"></span>Tıpkı ölüm gibi,  kainatın ölümünü getirecek olan kıyamet de insanlar tarafından çok uzak bir kavram olarak değerlendirilir.  Kıyamet gününde gerçekleşecek olan olaylar,  insanlar tarafından az çok biliniyor ve bunları düşünmek onları çok korkutuyor. Korku duymaktansa,  böyle bir konuyu unutmak daha makuldür diye düşünüyorlar.<br />
İnsanlar en çok,  kıyamet gününün canlı,  cansız her varlık için &#8220;son gün&#8221; olmasından etkilenirler. Kıyamet günü,  dünya hayatının hatta tüm kainatın son günüdür,  ama aynı zamanda da ahiretteki sonsuz yaşamın başlangıcıdır. O gün,  insanların tümü yeni bir dirilişle dirilecekler ve dünyadaki yaşamlarında  Allah a ve karşılaşacakları bu güne inanmış olanlar cennette ağırlanırken,  inkar edenler cehenneme sevk edileceklerdir. Dolayısıyla böyle bir günün beklentisi içinde olan bilinçli bir insan için,  dünyadayken ölüm, kıyamet ve  ahiret gerçeklerinden kaçmanın bir anlamı yoktur. Aksine,  kıyamette meydana gelecek olan olaylar ve ölüm gerçeği,  kendisini daha fazla harekete geçirecek, Allah yolunda güzel amellerde bulunmaya sevk edecek,  ahiret inancına yöneltecek ve Allah&#8217;a yakınlaşmasına bir yol olacaktır. Benzersiz olayların gerçekleşeceği kıyamet günü, o büyük korkuyu yaşamayacak olanlar sadece iman edenlerdir. Müminlerin üzülmeyeceğini ve korkmayacağını Allah bir ayette şöyle bildirmektedir:</p>
<p><strong>Hayır,  kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah&#8217;a teslim ederse,  artık onun Rabbi katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara Suresi,  112)</strong></p>
<p><strong>Kıyamet Günü Sığınılacak Hiçbir Yer Yok</strong><br />
Kıyamet günü Kuran&#8217;da haber verildiği üzere,  <strong>&#8220;İnsanların,  alemlerin Rabbi için kalkacağı gündür.&#8221; (Mutaffifin Suresi,  6)</strong>.<br />
O gün,  canlılarla birlikte tüm evrenin yok olduğu dehşetli bir gündür. Bu yokoluş,  şimdiye kadar hiçbir yerde görülmemiş olaylar sonucunda gerçekleşecektir. O gün,  insanların, hayvanların,  var olan herşeyin,  kısaca kainatın ölüm günüdür. O gün,  Allah&#8217;ın yüce kudretinin açıkça görüldüğü ve insanların tümü tarafından idrak edildiği gündür. O gün, inkarcılar için dehşet,  korku ve acı dolu bir gündür. O gün,  daha önce yaşanmamış bir  pişmanlık korku ve aşağılanmanın hissedileceği gündür.<br />
Kıyamet gününün özellikleri Kuran ayetlerinde çeşitli benzetmelerle ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Bu bölümde Kuran&#8217;da kıyamet günü gerçekleşeceği bildirilen olayların genel tasviri yapılıp,  Allah&#8217;ın ayetlerde bildirdiği olayların işaret ettiği manalarının üzerinde durulacaktır. Elbette herşeyin en doğrusunu Allah bilir ve Allah&#8217;ın ilmi sonsuzdur.</p>
<p>Benim kıyamet günü ile ilgili kesin olarak bildiğim şey Allah&#8217;ın vaat ettiği olayların mutlaka yaşanacağı,  insanların kıyamet gününde,  daha önce hiç karşılaşmadıkları muazzam bir manzara ile karşı karşıya kalacakları ve evrenin içinde barındırdığı tüm canlılarla birlikte tamamen yok olacağıdır. İnsanların ise bütün bunların sebebini öğrenme,  bu felaketlerden kaçıp kurtulabilme ya da çözümler arama gibi bir ihtimalleri olmayacaktır. O gün herkesin göreceği gerçek; Allah&#8217;ın ve ahiretin varlığıdır.<br />
<strong>Kıyamet Gününde İnsanların Çaresizliği</strong><br />
Kıyamet Sur’a üfürülmesiyle başlayacak,  yeryüzünde şiddetli sarsıntılar başlayacak, dağlar kökünden sökülüp atılacak,  gökyüzü erimiş maden gibi olacak,  denizler tutuşturulacaktır. Ve bütün olaylar,  insanların hiç haberi olmadığı bir anda,  daha önce hiç duyulmamış ve tanınmamış bir sesin duyulması ile başlamıştır. Ve dünyadaki tüm insanlar şu anda da olduğu gibi herşeyin hiç değişmeden ve bozulmadan aynen devam edeceğini düşünürken,  ani bir yakalanışla yakalanmışlardır.</p>
<p>Sur&#8217;a üfürülmesinden hemen önce gerçekleşen olayların bir önceki günden herhangi bir farkı yoktur. Dünya yine aynı hızla dönmekte,  Güneş yine Dünya&#8217;yı aydınlatmakta, yaşam devam etmekte ve insanların birçoğu neden,  kim tarafından yaratıldıklarını ve sonlarını düşünmeden,  bir alışkanlık içinde hayatlarına devam etmektedir. Kimi,  akşam gelecek misafirine yapacağı yemeği,  kimi yapacağı iş görüşmelerini düşünürken,  kimi alışveriş yaparken,  kimi uyurken ve büyük bir bölümü de Allah&#8217;ın varlığını inkar halindeyken bu sesi duyacak ve herşey bir anda başlayacak,  herşey bir anda son bulacaktır.</p>
<p>İnsanın güçlü zannettiği,  övünerek böbürlendiği bedeni hiç beklemediği bir anda dört bir yandan ölümle sarılıp kuşatılacaktır. Artık can derdinden başka hiçbir sorun ve dert kalmayacaktır. İnsanlar yaşadıkları korkunun şiddetinden,  değer verdikleri,  tutkuyla bağlandıkları,  uğrunda her türlü fedakarlığı göze aldıkları şeyleri bir anda görmez olacaklardır.</p>
<p>Kıyametin meydana getirdiği bütün bu korku,  dehşet ve şaşkınlık dünyada inkar içinde bir yaşam süren insanın gafletine bir karşılıktır. O gün başlayan bu dayanılmaz zorluklar sonsuza kadar inkarcıların peşini bırakmayacaktır. Birbiri ardına meydana gelen tüm bu olaylar onlardaki paniği,  dehşeti daha da arttırır. Geçen her saniye yeni azap çeşitleri ve belaları getirmektedir. Karşılaştığı akıllara durgunluk veren bu olaylar o güne kadar inkar ettikleri Allah&#8217;ın büyüklüğünü sergiler. İnsan bu güç karşısında alabildiğine güçsüz ve çaresizdir. Pişmanlık,  üzüntü ve korku dışında yapabileceği birşey yoktur. Saniyeler ilerledikçe Allah&#8217;ın ona ebedi hayatında sunacağı korkunç azabı daha iyi anlar. O gün karşılaştığı dehşet dolu dakikalar sonsuz hayatı boyunca yaşayacağı azabın sadece sınırlı kesitleridir. Kuran&#8217;da o gün insanların yaşayacakları olaylar karşısında duyacakları korku detaylı olarak anlatılmıştır.<br />
<strong>İnsanların Yaşadıkları Korku</strong><br />
Dünya hayatının ayette de anlatılan tüm bu &#8220;çekici&#8221; özelliklerine insan hırsla bağlanmakta,  tüm ömrünü bunları elde edebilmek için harcayabilmektedir. Kuran&#8217;da dünya hayatıyla ilgili olarak şöyle buyrulur:<br />
<strong>Bilin ki,  dünya hayatı ancak bir oyun,  &#8216;(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama&#8217;,  bir süs,  kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu),  mal ve çocuklarda bir &#8216;çoğalma-tutkusu&#8217;dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir,  sonra kuruyuverir,  bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş,  sonra o,  bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah&#8217;tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı,  aldanışolan bir metadan başka bir şey değildir. (Hadid Suresi,  20) </strong></p>
<p>Dünya hayatının en büyük amaçlarından biri mallarla,  oğullarla,  kısaca sahip olunan tüm değerlerle övünmektir. Ancak Kuran&#8217;da özellikle vurgulanan ve tüm toplumlar için de geçerli olan bir gerçek,  dünya hayatında sahip olunan en önemli tutkulardan birinin evlat olduğu gerçeğidir. Çocuk edinme isteği gençlik yıllarından itibaren insanlara öğretilir. Çocuk,  insanlar arasında hem sebepsiz bir rekabet unsuru hem de geleceğe yönelik bir güvence anlamını taşımaktadır.</p>
<p>Bir diğer tutku da mala ve zenginliğe yönelik olandır. Bilindiği gibi insanların dünya hayatları süresince tüm hedefleri,  planları,  çabaları bu amaç üzerine kurulmuştur. Mal ve para tutkusu insanların gözünü bürüdüğü için tüm ahlaki değerler önemini kaybetmiş,  insan karakterini şekillendiren tek ölçü maddiyat olmuştur. Kuran ahlakı,  emir ve yasakları,  insanların hayatındaki önceliğini kaybetmiş,  mal yığıp,  biriktirmek tek amaç olmuş,  ilişkilerde çıkarlar ön plana çıkmıştır.<br />
Oysa kıyamet günü geldiğinde herşey tersine döner. İnsanlar karşılaştıkları günün korkusundan değer verdikleri her şeyi bir anda unuturlar. Hırs haline getirdikleri şeylerin artık bir anlamı olmadığını anlarlar. Değer yargıları birkaç saniye içinde değişir. Artık malın hatta evladın bile bir değeri yoktur. Annelik veya babalık duyguları anlamını yitirmiştir. Dünyada en değer verdiği kişileri; kendi çocuğunu bile kıyamet gününün dehşeti karşısında unutacaktır. Kimse çocuğunun durumunu sormayacak,  bunu aklına dahi getirmeyecektir. Kuşkusuz kıyametin vuku bulacağı bu gün,  inanmayanlar için zorlu bir gündür:</p>
<p><strong>Gökyüzünün erimişmaden gibi olacağı gün; Dağlar da (etrafa uçuşmuş) rengarenk yün gibi olacak. (Böyle bir günde) Hiçbir yakın dost bir yakın dostu sormaz. Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar,  o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister; kendi eşini ve kardeşini,  ve onu barındıran aşiretini de; yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa. (Mearic Suresi,  8-14)</strong></p>
<p><strong>Göğün bulutlarla parçalanacağı ve meleklerin bir indirilme ile indirileceği gün; işte o gün,  gerçek mülk,  Rahman (olan Allah)ındır. İnkar edenler için oldukça zorlu bir gündür. (Furkan Suresi,  25-26)</strong></p>
<p>Henüz bebeklik çağında olan çocuklar bile o gün aileleri tarafından terk edilir. İnsanlar hiç beklemedikleri ve daha önce eşini benzerini görmedikleri bu olaylar karşısında ne yapacaklarını şaşırırlar. Korku öylesine ani ve şiddetli bir şekilde gelmiştir ki,  hamile kadınlar bu şokun etkisiyle çocuklarını düşürürler. Kuran&#8217;da o zorlu günde yaşanacak olayların paniğiyle kadınların emzirdikleri çocukları dahi unuttukları şöyle bildirilmiştir:</p>
<p><strong>Onu gördüğünüz gün,  her emzikli kendi emzirdiğini unutup geçecek ve her gebe kendi yükünü düşürecektir. (Hac Suresi,  2)</strong></p>
<p>Kıyamet günü,  dünyadayken kendisine yapılan çağrılardan yüz çeviren,  gerçek dost ve yaratıcısı olan Allah&#8217;ı unutanların birbirlerinden kaçıp kurtulmak istediği bir gündür. Herkes kendi derdindedir. O dehşetli günde insanlar arasında hiçbir bağ; ne soy,  ne akrabalık, ne de arkadaşlık bağlarının kalmadığı Kuran&#8217;da şöyle bildirilir:</p>
<p><strong>Kişi o gün,  kendi kardeşinden kaçar; Annesinden ve babasından,  eşinden ve çocuklarından. O gün,  onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır. (Abese Suresi, 34-37) </strong></p>
<p><strong>İnsanlar Sarhoş Gibidir</strong><br />
İnsanlar o gün gördükleri karşısında tüm soğukkanlılıklarını,  kendilerine olan güvenlerini ve metanetlerini yitirirler. Ölümle karşılaşıldığı an herşey değerini yitirir,  yüzlerdeki ifade,  tavırlar,  konuşmalar farklılaşır.<br />
Ölüm karşısında insanların yaşadıkları korku ve dehşete filmlerde şahit oluruz. O anda verilen tepkiler insanların içinde bulundukları ruh halini çok iyi anlatır. Ama izlenilen görüntülerde insanların az da olsa kurtulma ümitleri vardır. Öleceklerine kesin kanaatleri gelse de,  ölümden sonra olacakları tam olarak bilemezler ya da büyük bir kısmı ölümle birlikte yok olacağını düşünür. Oysa kıyamet gününde daha ölüm gelip çatmamış olsa bile, yaşanan olaylar insan için hiçbir kurtulma ihtimalinin olmadığını tüm açıklığıyla ortaya koyar. İnkar edenler kendilerine vaat edildiği halde inanmadıkları bir günü karşılarında bulurlar. O gün,  evrendeki düzenin bir Yaratıcısı&#8217;nın ve koruyucusunun olduğunun,  O dilediği anda da her şeyin yok olacağının bütün açıklığıyla gözler önüne serildiği bir gündür.</p>
<p>İnsanlar ölümün,  o güne kadar düşündükleri gibi bir yokoluş olmadığını anlarlar. O ana kadar Allah&#8217;ın varlığına dolayısıyla ahirete inanmadıklarından,  ölüm sonrasında gerçekleşecek olayları hiç düşünmemişlerdir. Ama Allah&#8217;ın varlığını ve gücünü ardı ardına gelen bu olaylar sonucunda apaçık görünce,  kendilerini bekleyen sonun da farkına varmışlardır. Kurtulma umudu olmadığı gibi,  kendilerini bekleyen yeni ve sonsuz bir yaşam olduğunu da anlamışlardır. Bu inkarcılar için zorlu bir yaşamdır. Sonsuza kadar çekecekleri azap ve sıkıntı,  o gün yaşananlarla kıyaslanamayacak kadar şiddetli olacaktır. Ayetlerde inkar edenlerin böyle bir yaşamın yerine yok oluşu tercih edecekleri şöyle anlatılır:</p>
<p><strong>Gerçekten Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün,  kafir olan da: &#8220;Ah,  keşke ben bir toprak oluverseydim&#8221; diyecek. (Nebe Suresi,  40)</strong><br />
İnsanların karşılaştıkları olaylardan dolayı şiddetli bir korku,  panik ve şaşkınlık içinde, adeta sarhoşoldukları ise ayette şöyle bildirilir:</p>
<p><strong>&#8230; İnsanları da sarhoşolmuşgörürsün,  oysa onlar sarhoşdeğillerdir. Ancak Allah&#8217;ın azabı pek şiddetlidir. (Hac Suresi,  2)</strong>&lt;</p>
<p>İnsanın şiddetli korku anında vücudunda meydana gelen değişiklikler ve kontrolsüz hareketleri ile sarhoşinsanların tavırları birbirine çok benzer. Şiddetli bir korku anında başdönmesi,  ağlama görülür,  görüntü bulanıklaşabilir.</p>
<p>Buraya kadar anlatılan olaylardan da anlaşıldığı gibi,  o zorlu gün insanlar çok büyük bir panik yaşayacaklardır. Allah insanların yaşadığı bu şiddetli korkuyu ve korkunun sonucunda oluşan fiziksel tepkileri sarhoşluğa benzetmektedir. O gün sarhoşgibi olan insanlar kontrolsüz tavırlar sergileyerek oradan oraya koşmaya başlarlar. Kuran&#8217;da yapılan benzetme,  insanların bu durumlarını şöyle açıklamaktadır:</p>
<p><strong>İnsanların,  &#8216;her yana dağılmış&#8217; pervaneler gibi olacakları gün&#8230; (Kaaria Suresi, 4) </strong></p>
<p><strong>Gözlerdeki Dehşet İfadesi</strong></p>
<p><strong>Gerçek olan va&#8217;d yaklaşmıştır,  işte o zaman,  inkar edenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak: &#8220;Eyvahlar bize,  biz bundan tam bir gaflet içindeydik,  hayır, bizler zalim kimselerdik&#8221; (diyecekler). (Enbiya Suresi,  97) </strong></p>
<p>Göz,  insanın yaşadığı korkunun şiddetini ilk ele veren organdır. O günün korkusunu yaşayacak olan insanların,  karşılaştıkları dehşetten dolayı gözleri yerlerinden fırlayacaktır. Burada geçen &#8220;gözlerin yuvalarından fırlaması&#8221; benzetmesi,  insanın yaşadığı korkunun şiddetini anlatır. Bu anda insanların göz bebekleri büyür,  beyazı ortaya çıkar, donuklaşmaya başlar. Kıyametin gerçekleşeceği an &#8220;istisnasız insanların hepsi&#8221; bu korkuyu yaşayacaktır. Bu tüyler ürpertici olaylar karşısında kimsenin yapacak bir şeyi,  başlarına gelenleri önlemek için getirecek çözümleri yoktur. Sadece korku duyarlar. Ayetteki benzetme bu korkuyu açıklıkla izah etmektedir.</p>
<p><strong>Çocukların Saçlarının Beyazlaşması</strong></p>
<p><strong>Eğer inkar edecek olursanız,  çocukların saçlarını ağartan bir günde kendinizi nasıl koruyacaksınız? (Müzemmil Suresi,  17)</strong></p>
<p>Kıyamet gününün korkusu küçük çocukları da saracaktır. Bugünün gerçek mahiyetini bilmeyen,  bunun sonsuz azabın ilk günü olduğunun bilincinde olmayan çocuklarda yetişkinlerden farklı bir korku vardır. İnsanlar geçici dünya hayatı boyunca yaptıkları ahlaksızlıkların pişmanlığı içindedirler. Çocuklar ne olduğunu dahi kavrayacak bir bilinçte değildirler. Buna rağmen gördükleri olayların şiddetinden dolayı saçları bembeyaz olur. Böyle bir fiziksel değişim,  o zorlu günün büyüklüğünü anlamak açısından oldukça önemlidir. Çünkü o güne kadar dünyada çok çeşitli felaketler yaşanmıştır. Her biri insanlara çok şiddetli korku vermiş ve onları derinden etkilemiştir. Ama bu felaketlerin hiçbiri kıyamet günü meydana gelecek olaylarla kıyaslandığında çocukların saçlarını ağartacak kadar şiddetli değildir. O gün insanların dünya hayatı boyunca yaşadıkları en zorlu gündür. Öyle ki karşılaşılan olayların şiddeti,  kısa yaşamlarında korkunun mahiyetini ve tehlikelerin getireceklerini tam olarak idrak edememişolan çocukların dahi saçlarının korkudan bembeyaz olmasına neden olmaktadır.</p>
<p><strong>Hayvanların Durumu</strong><br />
Gözünüzde vahşi hayvanları canlandırmaya çalışın,  kaplan,  aslan,  kurt,  çakal,  ayı&#8230; Bu hayvanlar,  kıyamet günü meydana gelen olayların etkisi ile artık birbirleri ile mücadele etmeyi bırakacak ve biraraya toplanacaklardır. Binlerce vahşi hayvanın meydana getirdiği bu görüntünün ürkütücülüğü ise çok açıktır. Allah kıyamet günü doğa ve insan üzerinde çok büyük değişiklikler olacağını pek çok ayette anlatmıştır. Aynı şekilde vahşi hayvanlar da o zorlu günden çok fazla etkileneceklerdir. Bu gerçek Kuran ayetlerinde şöyle bildirilir:</p>
<p><strong>Gebe develer,  kendi başına terk edildiği zaman,  vahşi-hayvanlar,  toplandığı zaman. (Tekvir Suresi,  4-5) </strong></p>
<p>Dünya üzerinde var olan düzenin çekici süsüne kanarak ona sımsıkı bağlananlar,  Allah&#8217;ın varlığı ve birliği gerçeğine karşı kördürler. Bütün bunların yaratıcısını,  yaratılışını ve bir sona doğru hızla ilerlediğini asla düşünmeden sadece aldandıkları bu görüntü ile sözde mutlu olur,  yetinirler. Oysa onları yanıltan bu kusursuz düzen,  herşeyin sahibi olan Allah&#8217;ın eseridir. Allah&#8217;ın yarattığı bu görkemli sistem,  yine onun tek bir emriyle akıllara durgunluk verecek şekilde son bulacaktır. İşte böyle bir gün ile kesin olarak karşılaşmayacakları zannında olanlar,  Sur&#8217;un sesiyle bu gafletten aniden uyanacaklardır. Ancak bu uyanış faydasızdır,  çünkü artık Allah ve ahiret adına birşeyler yapmak için çok geçtir.</p>
<p>Allah&#8217;ın belirlediği bu süre tamamlandığı zaman,  kalplere amansız korku salan olaylar arka arkaya gerçekleşecektir. İnsanları çevreleyen korkunç bir gürültü,  dağların parçalanması, insanların ayaklarının altından akan lavlar,  her yeri sarıp kuşatan toz,  duman ve gaz bulutları,  kaynayarak insanların üstlerine taşan sular&#8230; Dünya hayatı boyunca Allah&#8217;ın varlığını düşünmek istemeyen,  büyüklüğünü takdir edemeyen kullara bir anda gelen dehşetli bir acı&#8230; Kayıtsız şartsız herkese boyun eğdiren,  insanlara kendi acizliklerini ve ömrü boyunca değer verdikleri şeylerin ne kadar değersiz olduğunu gösteren kahredici bir acı&#8230; O gün,  insanların içlerinde duydukları korkunun ve dehşetin tarif edilemeyeceği bir gündür. İnsanlar oradan oraya koşmaya,  kaçarak saklanacak bir yer aramaya çalışacaklardır. Ama herkes bilmektedir ki bu günden kurtuluş yoktur…</p>
<p><strong>Azab size gelip çatmadan evvel,  Rabbinize yönelip-dönün ve O&#8217;na teslim olun. Sonra size yardım edilmez Rabbinizden,  size indirilenin en güzeline uyun; siz hiç şuurunda değilken,  azab apansız size gelip çatmadan evvel. Kişinin (yana yakıla) şöyle diyeceği (gün): &#8220;Allah yanında (kullukta) yaptığım kusurlardan dolayı yazıklar olsun (bana) doğrusu ben,  (Allah&#8217;ın diniyle) alay edenlerdendim.&#8221; Veya: &#8220;Gerçekten Allah bana hidayet verseydi,  elbette muttakilerden olurdum&#8221; diyeceği,  ya da azabı gördüğü zaman: &#8220;Benim için bir kere daha (dünyaya dönme fırsatı) olsaydı da,  ihsan edenlerden olsaydım&#8221; (diyeceği günden sakının). &#8220;Hayır,  Benim ayetlerim sana gelmişti,  fakat sen onları yalanladın,  büyüklüğe kapıldın ve kafirlerden oldun.&#8221; Kıyamet günü,  Allah&#8217;a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Büyüklenenler için cehennemde bir konaklama yeri mi yok? (Zümer Suresi,  54-60)</strong></p>
<p>Kıyamet günü insanlar için kaçacak hiçbir yer olmayacak. Kıyamet gününü düşünmemeye çalışmak,  bundan kaçmak insana çok büyük bir yıkım getirecek. İnsanlar Allah’ın Kuran’da bildirdiği bu ayetlerin gerçekleştiğine dayanılmaz bir pişmanlıkla şahit olacaklar,  fakat artık iş işten geçmiş olacak ve geriye dönmek asla mümkün olmayacaktır.</p>
<p>http://www.kiyametgunu.com alıntılanmıştır</p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/paradies.wordpress.com/3391/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/paradies.wordpress.com/3391/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/paradies.wordpress.com/3391/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/paradies.wordpress.com/3391/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/paradies.wordpress.com/3391/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/paradies.wordpress.com/3391/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/paradies.wordpress.com/3391/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/paradies.wordpress.com/3391/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/paradies.wordpress.com/3391/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/paradies.wordpress.com/3391/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3391&subd=paradies&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://paradies.wordpress.com/2009/10/06/kacis-nereye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/2ab71814df939667908e52dbf073473e?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">paradies</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.bilisimgelisim.com/resimler//kiyamet.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>Yüzünüz gülsün yahu!</title>
		<link>http://paradies.wordpress.com/2009/10/05/yuzunuz-gulsun-yahu/</link>
		<comments>http://paradies.wordpress.com/2009/10/05/yuzunuz-gulsun-yahu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Oct 2009 20:35:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>paradies</dc:creator>
				<category><![CDATA[Araştırma]]></category>
		<category><![CDATA[Arşivleme]]></category>
		<category><![CDATA[Dinler]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Notu]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Nasihât]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[stres ve din]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://paradies.wordpress.com/?p=3388</guid>
		<description><![CDATA[
Stres merkezli birkaç yazı yazdım. Zaman zaman yazmaya devam edeceğim bu konuyu. Aslında böyle bir konu üzerinde yazı yazmama sebep olan iki gerçek var.
Birincisi öğrencilerim…
Sınavlar yaklaştıkça bir tedirginlik başlıyor. Sadece öğrencilerde değil ailelerinde de aynı tedirginlik var.
Stres konusunu işlememin tek nedeni öğrencilerim değil elbet. En ufak sıkıntı karşısında ilaç kullanmaya başlayan insanların sayısının çoğalmış olduğunu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3388&subd=paradies&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><img class="alignright" src="http://www.canradyo.com.tr/v1/haber/haberresim/stres.jpg" alt="stres" width="181" height="215" /><br />
Stres merkezli birkaç yazı yazdım. Zaman zaman yazmaya devam edeceğim bu konuyu. Aslında böyle bir konu üzerinde yazı yazmama sebep olan iki gerçek var.<br />
Birincisi öğrencilerim…<br />
Sınavlar yaklaştıkça bir tedirginlik başlıyor. Sadece öğrencilerde değil ailelerinde de aynı tedirginlik var.<br />
Stres konusunu işlememin tek nedeni öğrencilerim değil elbet. En ufak sıkıntı karşısında ilaç kullanmaya başlayan insanların sayısının çoğalmış olduğunu bildiğim için bu ve benzeri yazılar yazmaya başladım.<br />
Avrupa’da ilaçla tedavi olan, ilaçla ayakta duran, <strong>depresyon ilaçlarını peynir ekmek gibi tüketen binlerce insan olduğunu biliyorum. ABD halkının neredeyse %70’nin “depresyon” </strong>ilacı kullandığını okuduğum zaman şaşırmıştım. “Bu kadar da olmaz!” dedirtecek bir rakam.<br />
Beni daha çok şaşırtan ise bizim insanlarımızın, özellikle de dindar insanların, bu kadar ilaç tüketmeye başlamış olmasıdır.<br />
Dindar insanlar strese giremez mi?<br />
Dindar insan üzülmez mi?<br />
Dindar insan ağlamaz mı?<br />
Dindar insanın derdi yok mu?<span id="more-3388"></span><br />
Bu ve benzeri soruları bana soran okuyucularıma “Elbette dindar insan da üzülür, ağlar, strese girer” diye cevaplıyorum.<br />
<strong>Ancak dindar insan, streste boğulmaz.</strong> Stresten çıkmasını bilir. Üzülmek ile üzüntüden hasta olmak aynı şey değildir. Ağlamak başka bir şeydir, hayata küsmek başka bir şey.</p>
<p>Depresyon ilaçları hakkında yazılacak çok şey var aslında. Şimdilik sadece “Bu ilaçları icat edilmeden önce insanlar nasıl sakinleşiyordu?” sorusunu zihinlerde bıraksam yeterli olacak.</p>
<p>Stres ve din arasındaki ilişkiyi anlamayanlar, “psikoloji” kelimesinin “ruh-bilim” anlamına geldiğini, dinin de manevi dünyamız olan ruhumuzu rahatlattığını anlamamış olabilirler.<br />
Aslında temel problemimiz sadece dini yada ruhu doğru anlamamak değil. Hayatı doğru anlamak zorundayız. Hayat insanı sürekli güldüren, sürekli mutlu eden bir yer değil ki. Mutluluk ise her şeye sahip olmak değildir.</p>
<p><strong>İnsanın her istediğinin anında istediği gibi olduğu yere “cennet” derler.<br />
Burası cennet değil ki! Dünya!<br />
Huzur yüreğimizin sükûn bulabilmesidir.</strong></p>
<p>Bir gün bir kral, ama halkı tarafından sevilen bir bilge kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder.<br />
Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışırlar birbirinden güzel resimler yaparlar.<br />
Sonunda eserleri saraya teslim ederler. Tablolara bakan kral sadece ikisinden hoşlanır. Ama birinciyi seçmesi için karar vermesi gereklidir.<br />
Resimlerden birisinde sakin bir göl vardır. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmaktadır. Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü<br />
süslüyorlardı. Resme kim baktı ise onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşünüyordu.<br />
Diğer resimde de dağlar vardı… Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli bir gökyüzünden yağmurlar boşanıyor ve şimşek çakıyordu. Dağın eteklerinde ise köpüklü bir şelale çağıldıyordu. Kısaca resim hiç de huzurlu gözükmüyordu.<br />
Fakat kral resme bakınca, şelalenin ardında kayalıklardaki çatlaktan çıkan mini minnacık bir çalılık gördü. Çalılığın üstünde ise anne bir kusun örttüğü bir kuş yuvası görünüyordu. Sertçe akan suyun orta yerinde anne kuş yuvasını kuruyor…<br />
Harika bir huzur ve sükûn örneği…<br />
Ödülü kim kazandı dersiniz.<br />
Tabii ki ikinci resim.<br />
Kralın açıklaması şöyle idi:<br />
&#8220;Huzur, hiçbir gürültünün, sıkıntının yada zorluğun bulunmadığı yer demek değildir. Huzur bütün bunların içinde bile yüreğimizin sükûn bulabilmesidir.&#8221;</p>
<p>* * * * * * *</p>
<p><strong>Bakın Mevlana ne diyor!</strong><br />
Ey burnu kanasa hemen kadere küsüp yüzünü ekşiten, gülden hiç ders almıyor musun?<br />
Bütün yapraklarını tek tek yolsan gül yinede gülmekten vazgeçmez.<br />
Hale razı oluş, şükürdür.<br />
Gül’de daima şükür makamındadır.<br />
Hem bilmez misin ki, başına gelen sıkıntılar aslında daha büyük sıkıntıya set olurda, başındaki belayı def ederler.<br />
O halde yüzün gülsün yahu!</p>
<p>Sait ÇAMLICA<br />
Eğitimci – Yazar</p>
  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/paradies.wordpress.com/3388/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/paradies.wordpress.com/3388/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/paradies.wordpress.com/3388/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/paradies.wordpress.com/3388/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/paradies.wordpress.com/3388/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/paradies.wordpress.com/3388/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/paradies.wordpress.com/3388/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/paradies.wordpress.com/3388/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/paradies.wordpress.com/3388/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/paradies.wordpress.com/3388/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=paradies.wordpress.com&blog=1121622&post=3388&subd=paradies&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://paradies.wordpress.com/2009/10/05/yuzunuz-gulsun-yahu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/2ab71814df939667908e52dbf073473e?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">paradies</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.canradyo.com.tr/v1/haber/haberresim/stres.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">stres</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>